Search the web
Sign In
New User? Sign Up
bulutsuzluk_ozlemi · Bulutsuzluk Özlemi
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Show off your group to the world. Share a photo of your group with us.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.
Having problems with message search? Fill out this form to ensure your group is one of the first to be migrated to the new message search system.

Messages

  Messages Help
Advanced
Messages 122 - 1326 of 1356   Newest  |  < Newer  |  Older >  |  Oldest
Messages: Show Message Summaries   (Group by Topic) Sort by Date v  
#1326 From: "Okan Meric" <okan_gitarist@...>
Date: Thu Dec 28, 2006 9:30 am
Subject: Yeni Yıl Mesajı !
okan_gitarist
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Yeni yılın tüm insanlığa sağlık, mutluluk ve barış getirmesini
diler, "sesi çoğaltan" siz dinleyicilerimize sebgiler sunarız.

BULUTSUZLUK ÖZLEMİ

#154 From: "lastyilmaz" <yilmazaydincilar@...>
Date: Sun Sep 8, 2002 8:53 pm
Subject: Çözüm: herkesi bilinçlendirmek
lastyilmaz
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Bi de benim gibi işinize gelmeyen insanlar ortaya çıktı Koray
Dur.Onun içinde kim olduğumu ne yaptığımı bilmeden beni
karalayabiliyorsunuz.Çünkü sizin ilk öğrendiğiniz şey budur!
Beğenmediğine çamur at ,nasıl olsa izi kalır.  Bu ülke ne zaman
zavallı durumuna düştü biliyo musun Koray Dur?
Ben söyleyim.İnonü seçim yapılmasına karar verdiğinde.İnönü Atatürk
den daha demokrat bir insan mıydı? Hayır.Ama ne yazık ki 2. plana
düşmeyi sindirememişti ve kendimi kanıtlayım derken bu ülkenin başına
Adnan Menderes belasını getirdi.Atatürk başka bir partiye izin
vermeyişinin nedeni halkın eğitimsiz olmasıdır.Eğitimsiz bir halka
demokrasi uygularsan hem demokrasiyi öldürürsün hem de halk kendisini
belaların içine sokar.Ama ne İnönü ne de senin gibiler bunu
kavrayamaz. Barış ,demokrasi diye sloganlar atar sonra arkaya
bakmazsınız.
       Lütfen bana söyle sen neler yapıyosun barış ve demokrasi
için.Yalnız sen değil 300 yıldır bazı insanlar bi şeyler yaptıklarını
sanıyorlar.Ama nedense halklar hala kardeş değil!
       Deniz Gezmiş'i idam sehpasında yalnız bırakan milyonlarca solcu
da bir çok şey yaptıklarını sanıyolardı.Ordu 10 milyon insanı
öldürebilir miydi isyan etselerdi.Ama başlarındaki yabancı liderler
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını çoktan gözden çıkarmıştı.ve o 10 milyon
insanın büyük çoğunluğu  Deniz Gezmiş gibi barış ve demokrasi
istemiyordu ne yazık ki!!!Onların istediği sadece biraz popüleriteydi
tıpkı senin gibi.

#153 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Sun Sep 8, 2002 1:32 pm
Subject: Re: berbat bir durum
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
birde bu tip insanlar çıktı...
bunlar hiçbir şey yapmıyorlar. evlerinde oturuyorlar.
elinden geleni yapan insanlarıda sürekli
eleştiriyorlar
kardeşim eleştiriyorsun iyi güzel de yerine bir şeyler
öner...
ya da en azından eleştirdiğin şeyi anlamaya çalış...

şahıs
--- lastyilmaz <yilmazaydincilar@...> wrote:
>        Ne yazık ki asırlardır o bir kişiyi feda
> edemediğimiz için bir
> toplum olarak çok sıkıntılar çektik ve gelecekte de
> çok acılar
> çekmeye mecbur kalıcaz. Size 2 tane örnek vermek
> istiyorum lütfen
> okuyun..!
>        *Kurtuluş savaşı sonrası yapılan devrimlerle
> halkı
> bütünleştirmek için yapılan çalışmaları hepimiz
> biliyoruz.Bunların
> içinde Anadolu'da yaşayan bir çok gerici
> aşiret,aile,...vb larının
> tereddüt edilmeden öldürüldüğünü de biliyoruz.Ama ne
> yazık ki bu
> politikanın aksadığı yerler yüzünden hala halkımızın
> yüzde 40 ı aynı
> gericilik zihniyetini taşıyarak bizi içten
> kemirmekte.
>         Bir vali kendi ilindeki geri beyinlere
> tevazu göstererek ve
> Atatürk'ü de buna ikna ederek öldürülmelerini
> önlemiştir.Ve bu vali
> kendi il halkı tarafından kahraman ilan
> edilmiştir.Ve biz bu bir avuç
> gericiler yüzünden 21. yüzyılda hala irtica ile
> uğraşıyoruz.
>        *Ankara'daki Atatürk bulvarı yapılırken 10
> şeritli yapılması
> planlanıyormuş. Fakat bizim eğitimsiz halkımız 10
> şeritli yolun
> gerekliliğini anlayamadığı için yol ancak 4 şeritle
> tamamlanabilmiş.
> Çünkü yine bir kahraman çıkıp köylülerin toprağının
> alınıp yol
> yapılmasını engellemiş.Evet bir kaç köylü Büyük bir
> zarardan ucuz
> kurtulmuş fakat ankara hala milyonlarca dolar
> harcıyarak bu trafik
> problemini çözemiyor.
>        'Bir gün bin kişi için seni feda ettiklerinde
> anlarsın' diyen
> şahsa söylüyorum umarım okur.Ben, sen ve bir çoğumuz
> şu an zaten feda
> ediliyoruz hem de bin kişi için değil sadece bir
> kişi için.
>        Artık gerçekçi düşünmeliyiz .Ve radikal
> kararlar
> almalıyız."Biz barış istiyoruz ;ama savaş çıkarsa da
> bişey yapamayız"
> laflarını bırakalım .Sokağa çıkıp bağırmakla barışı
> sağlayamayız.Düşünmeli ve sağlıklı değelendimeler
> yapmalıyız.Daha
> fazla geç kalma şansımız yok!!!
>
>


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#152 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Sun Sep 8, 2002 1:28 pm
Subject: Re: berbat bir durum
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
valla böyle cümleler, gerçekten insanlık dışı...
acaba bu irticanın nedeni o zaman bu insanları
değiştirmek yerine, bir bölümünü öldürmek olmuş
olmasın?
tarihte hep ezilenler bir yerde üste çıkmıştır.
atatürk büyük hata yapmıştır, menemende şeriatçıları
asarken.
şeyh sait ayaklanmasının bastırılış şekli bizi bu
günlere getirmiştir.
saçmalamanın anlamı yok.
cumhuriyet halkının büyük bölümüne çeşitli dönemlerde
zulüm yapmıştır, bu yüzdende şu an bu durumdadır.
bazı kişilere göre tehlikeli diye deniz gezmiş
asılmıştır. peki şimdi türkiyede hala silahlı
devrimcilerin olması onlara böyle zulüm edilmiş olması
değilmidir?
silahla gelen silahla gider bu hep böyledir.
cumhuriyet devrimleri başarılı olsalardı, şeriat
tehlikesi olmazdı ama başarılı olmayı denemediler.
muhalif milletvekillerine suikastlar düzenlemişler...
kendilerine karşı gelenlere kötülük etmişler...
bunun yüzünden ilk kurulan chp dışındaki partiye, on
binler katılmıştır. atatürkte bu yüzden korkup, o
partiyi kapatmıştır.
ardındanda menemen olayları olmuştur.
karanlığı üzerine ateş ederek aytınlatamassınız...

         'Bir gün bin kişi için seni feda ettiklerinde
  anlarsın' diyen
  şahıs...


--- lastyilmaz <yilmazaydincilar@...> wrote:
>        Ne yazık ki asırlardır o bir kişiyi feda
> edemediğimiz için bir
> toplum olarak çok sıkıntılar çektik ve gelecekte de
> çok acılar
> çekmeye mecbur kalıcaz. Size 2 tane örnek vermek
> istiyorum lütfen
> okuyun..!
>        *Kurtuluş savaşı sonrası yapılan devrimlerle
> halkı
> bütünleştirmek için yapılan çalışmaları hepimiz
> biliyoruz.Bunların
> içinde Anadolu'da yaşayan bir çok gerici
> aşiret,aile,...vb larının
> tereddüt edilmeden öldürüldüğünü de biliyoruz.Ama ne
> yazık ki bu
> politikanın aksadığı yerler yüzünden hala halkımızın
> yüzde 40 ı aynı
> gericilik zihniyetini taşıyarak bizi içten
> kemirmekte.
>         Bir vali kendi ilindeki geri beyinlere
> tevazu göstererek ve
> Atatürk'ü de buna ikna ederek öldürülmelerini
> önlemiştir.Ve bu vali
> kendi il halkı tarafından kahraman ilan
> edilmiştir.Ve biz bu bir avuç
> gericiler yüzünden 21. yüzyılda hala irtica ile
> uğraşıyoruz.
>        *Ankara'daki Atatürk bulvarı yapılırken 10
> şeritli yapılması
> planlanıyormuş. Fakat bizim eğitimsiz halkımız 10
> şeritli yolun
> gerekliliğini anlayamadığı için yol ancak 4 şeritle
> tamamlanabilmiş.
> Çünkü yine bir kahraman çıkıp köylülerin toprağının
> alınıp yol
> yapılmasını engellemiş.Evet bir kaç köylü Büyük bir
> zarardan ucuz
> kurtulmuş fakat ankara hala milyonlarca dolar
> harcıyarak bu trafik
> problemini çözemiyor.
>        'Bir gün bin kişi için seni feda ettiklerinde
> anlarsın' diyen
> şahsa söylüyorum umarım okur.Ben, sen ve bir çoğumuz
> şu an zaten feda
> ediliyoruz hem de bin kişi için değil sadece bir
> kişi için.
>        Artık gerçekçi düşünmeliyiz .Ve radikal
> kararlar
> almalıyız."Biz barış istiyoruz ;ama savaş çıkarsa da
> bişey yapamayız"
> laflarını bırakalım .Sokağa çıkıp bağırmakla barışı
> sağlayamayız.Düşünmeli ve sağlıklı değelendimeler
> yapmalıyız.Daha
> fazla geç kalma şansımız yok!!!
>
>


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#151 From: "lastyilmaz" <yilmazaydincilar@...>
Date: Sat Sep 7, 2002 9:38 pm
Subject: Buket e
lastyilmaz
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Ben sosyalizm hayalperestçiliktir ve bütün sosyalistler
hayalcidir demedim.Sadece hayalperest olanlarına benim lafım

#150 From: "lastyilmaz" <yilmazaydincilar@...>
Date: Sat Sep 7, 2002 9:27 pm
Subject: berbat bir durum
lastyilmaz
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Ne yazık ki asırlardır o bir kişiyi feda edemediğimiz için bir
toplum olarak çok sıkıntılar çektik ve gelecekte de çok acılar
çekmeye mecbur kalıcaz. Size 2 tane örnek vermek istiyorum lütfen
okuyun..!
        *Kurtuluş savaşı sonrası yapılan devrimlerle halkı
bütünleştirmek için yapılan çalışmaları hepimiz biliyoruz.Bunların
içinde Anadolu'da yaşayan bir çok gerici aşiret,aile,...vb larının
tereddüt edilmeden öldürüldüğünü de biliyoruz.Ama ne yazık ki bu
politikanın aksadığı yerler yüzünden hala halkımızın yüzde 40 ı aynı
gericilik zihniyetini taşıyarak bizi içten kemirmekte.
         Bir vali kendi ilindeki geri beyinlere tevazu göstererek ve
Atatürk'ü de buna ikna ederek öldürülmelerini önlemiştir.Ve bu vali
kendi il halkı tarafından kahraman ilan edilmiştir.Ve biz bu bir avuç
gericiler yüzünden 21. yüzyılda hala irtica ile uğraşıyoruz.
        *Ankara'daki Atatürk bulvarı yapılırken 10 şeritli yapılması
planlanıyormuş. Fakat bizim eğitimsiz halkımız 10 şeritli yolun
gerekliliğini anlayamadığı için yol ancak 4 şeritle tamamlanabilmiş.
Çünkü yine bir kahraman çıkıp köylülerin toprağının alınıp yol
yapılmasını engellemiş.Evet bir kaç köylü Büyük bir zarardan ucuz
kurtulmuş fakat ankara hala milyonlarca dolar harcıyarak bu trafik
problemini çözemiyor.
        'Bir gün bin kişi için seni feda ettiklerinde anlarsın' diyen
şahsa söylüyorum umarım okur.Ben, sen ve bir çoğumuz şu an zaten feda
ediliyoruz hem de bin kişi için değil sadece bir kişi için.
        Artık gerçekçi düşünmeliyiz .Ve radikal kararlar
almalıyız."Biz barış istiyoruz ;ama savaş çıkarsa da bişey yapamayız"
laflarını bırakalım .Sokağa çıkıp bağırmakla barışı
sağlayamayız.Düşünmeli ve sağlıklı değelendimeler yapmalıyız.Daha
fazla geç kalma şansımız yok!!!

#149 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Sat Sep 7, 2002 7:27 pm
Subject: Chomsky ile Irak Üzerine Söyleşi (Savaşa Dair 26)
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Chomsky ile Irak Üzerine Söyleºi

5 Eylül 2002

Savaº hakkında endiºelenen insanlar arasında çeºitli
sorular gündeme geliyor. Micheal Albert 1 Eylül
2002’de e-posta ile Noam Chomsky’ye on civarında soru
gönderdi. Aºağıda bunların ilk üçü ve yanıtları yer
alıyor...Söyleºinin bütünü Z Magazine dergisinin Ekim
sayısında yayınlanacak.

1. Saddam Hüseyin ana-akım medyanın söylediği gibi
kendi ülkesinde ve uluslararası düzeyde gerçekten kötü
biri miydi?

Uluslararası düzeyde, Saddam (Batı’nın desteğiyle)
İran’ı iºgal etti. Bu savaº aleyhine geliºmeye
baºlayınca (yine Batı’nın desteğiyle) kimyasal silah
kullanmaya baºladı. Kuveyt’i iºgal etti ve çabucak
buradan çıkartıldı.

ݺgalin hemen ardından Washington’un baºlıca kaygısı
Saddam’ın elini çabuk tutarak çekileceği, “geride
kukla bir rejim bırakacağı ve Arap dünyasında herkesin
memnun olacağıydı” (Colin Powell, zamanın Genelkurmay
Baºkanı). Baºkan Bush eğer ABD Irak’ın geri
çekilmesini engellemezse, Suudi Arabistan’ın “son
dakikada vazgeçeceği ve Kuveyt’te kukla bir rejimi
kabul edeceğinden” kaygılanıyordu.

Kısacası Saddam’ın, ABD’nin daha yeni Panama’da
yaptığının aynısı yapmasından endiºe ediliyordu – ºu
istisnayla ki, Latin Amerikalılar hiç memnun
olmamıºtı. Daha ilk andan itibaren ABD bu “kabus
senaryosunun” önüne geçmeyi hedefledi. Dikkatle
incelenmesi gereken bir hikaye.

Saddam’ın en kötü mezalimi, çok daha kötüsü kendi
ülkesinde yaptıklarıdır: 1980’lerin sonuna doğru
Kürtlere karºı kimyasal silah kullanması ve Kürtlerin
çok büyük bir katliama uğraması, barbarca iºkenceler
ve aklınıza hayalinize getirebileceğiniz baºka her
türlü çirkin suç. Bunlar ºimdi haklı olarak mahkum
edildiği korkunç suçlar listesinin baºında geliyor.
Ateºli suçlamalara ve etkileyici öfke ifadelerine
hangi sıklıkta ºu iki sözcüğün eºlik ettiğini sormak
faydalıdır: “Bizim yardımımızla.”

Suçların hepsi biliniyordu; ama bunların Batı için
özel bir önemi yoktu. Saddam bazı ılımlı kınamalara
maruz kaldı. Kongre tarafından yöneltilen sert
suçlamalar ise önde gelen yorumcular tarafından çok
aºırı bulundu. Reagancılar ve 1. Bush en beter
suçlarını iºlerken bir müttefik ve değerli bir ticari
ortak olarak canavarı hoº karºılamaya devam ettiler;
hatta daha da ötesine geçtiler.

Kuveyt’in iºgal edildiği güne kadar, Bush kredi
garantilerini ve açıkça kitle imha silahlarında
kullanılan (KİS) ileri teknoloji satıºını onayladı.
Hatta bazen Kongre’nin yaptıklarını engellemeye dönük
çabaları umursamadı. Britanya iºgalden birkaç gün
sonra hala askeri ekipman ve radyoaktif malzeme
ihracatını onaylıyordu.

ABC muhabiri ve ºimdi Znet yorumcusu olan Charles
Glass (ticari uydular kullanarak ve Saddam’a ihanet
edenlerin tanıklığına baºvurarak) biyolojik silah
tesislerini ortaya çıkardığında, bulguları Pentagon
tarafından hemen reddedildi; hikaye de ortadan
kayboldu. Saddam ABD’nin emirlerine karºı gelerek
(veya belki de yanlıº yorumlayarak) Kuveyt’i iºgal
edip ilk gerçek suçunu iºlediğinde, bu bulgular ortaya
dökülüverdi. Saddam çok kısa bir sürede bir dosttan,
Hun Atilla’nın canlanmıº haline dönüºtü.

Aynı tesisler o zaman Saddam’ın doğuºtan kötü yapısını
kanıtlamak için kullanıldı. 1. Bush Aralık 1989’da
dostuna vereceği yeni hediyeleri duyurduğunda (bunlar
aynı zamanda Amerikan besin endüstrisi ve sanayisi
için de hediyeydi), bu tesisleri haber yapmanın bile
çok gereksiz olduğu düºünülmüºtü. Oysa, o zaman bunlar
Z Magazine’den okunabilirdi ve belki baºka hiçbir
yerde de bununla ilgili bir yazı çıkmamıºtı.

Birkaç ay sonra, Saddam Kuveyt’i iºgal etmeden kısa
süre önce, (daha sonra Cumhuriyetçilerin baºkan adayı
olan) Bob Dole’ün baºkanlığında Senato’dan üst düzey
bir heyet Saddam’ı ziyaret etti. Baºkan’ın selamlarını
ilettiler ve buradaki birkaç baºıbozuk muhabirin
eleºtirilerini dikkate almamasını söyleyerek zalim
kitle katliamcısına garanti verdiler.

Saddam ABD donanmasına bağlı Stark gemisine saldırıp
onlarca mürettebatı öldürdüğünce bile, baºı belaya
girmekten kurtulmuºtu. Bu gerçek bir kadir kıymet
bilmenin iºaretidir. Bu imtiyazın tanındığı baºka tek
ülke 1967’de İsrail’di. Dıºiºleri Bakanlığı, Saddam’ı
memnun etmek için Irak demokratik muhalefetiyle bütün
temasları yasaklamıºtı. bu politikayı Körfez
Savaºı’ndan sonra bile sürdürdü: Washington, Saddam’ın
onu pekala devirebilecek bir ªii ayaklanmasını
ezmesine fiili olarak izin verdi – basın bilgece
baºını sallayarak, “istikrarı” korumak için diye
açıklama getirmiºti.

Saddam’ın büyük bir suçlu olduğu hiç kuºkusuz doğru.
Bu durum, Körfez Savaºı’ndan önce ve hatta sonra ABD
ve Britanya’nın onun en büyük zalimliklerine önemsiz
ºeylermiº gibi bakmasıyla değiºmedi.


2. Geleceğe bakarsak, Saddam ana-akım medyanın
söylediği kadar tehlikeli mi?

Eğer o yerinde olmasaydı, dünya daha iyi bir durumda
olurdu. Buna kuºku yok. Tabii Iraklılar da daha iyi
durumda olurdu. Ama ABD ve Britanya tarafından
desteklendiği zamanki kadar tehlikeli olmasına imkan
yok. ABD ve Britanya, Saddam’a nükleer ve kimyasal
silah geliºtirmek için kullanabileceği – ki büyük
ihtimalle de kullandı – çift-amaçlı teknoloji bile
sağlamıºtı.

10 yıl önce Senato Bankacılık Komitesi’nin
oturumlarında, Bush yönetiminin çift-amaçlı teknoloji
ve “Irak rejimi tarafından daha sonra nükleer füze ve
kimyasal amaçlar için kullanılan malzemeler” için izin
verdiği ortaya çıktı. Daha sonraki oturumlarda daha
fazlası açığa çıktı. Basında haberler yer aldı ve bu
konuda ana-akım bir akademik literatür (aynı zamanda
muhalif bir literatür) oluºtu.

1991 savaºı had safhada tahribata yol açtı ve o
zamandan beri Irak on yıl süren yaptırımlarla harabeye
döndü. Bu, (harap olmuº bir toplumda olası direniºi
zayıflatarak) muhtemelen Saddam’ı güçlendirdi; ama
kesinlikle savaº yapma veya terörü destekleme
kapasitesini çok önemli ölçüde azalttı.

Üstelik, 1991’den bu yana Saddam rejiminin hareket
alanı, “uçuºa yasak bölgeler”, düzenli uçuºlar,
bombardımanlar ve çok sıkı bir gözetimle
sınırlandırıldı. Hatta 11 Eylül olayları onu daha da
fazla zayıflatmıº olabilir. Eğer Saddam ve El-Kaide
arasında bir iliºki varsa, bunu ºimdi sürdürmek çok
daha güç; çünkü gözetim ve kontroller çok ciddi
ºekilde yoğunlaºtı.

Bunu bir yana bırakacak olursak, böyle bir iliºki
olması çok düºük bir olasılık. Saddam ile 11 Eylül
saldırıları arasında bağ kurmak için gösterilen
muazzam çabalara rağmen, hiçbir ºey bulunamadı – ki bu
hiç de ºaºırtıcı değil. Saddam ve bin Ladin
birbirlerinin azılı düºmanıydılar. Bunun değiºtiğini
varsaymak için özel bir neden yok.

Rasyonel sonuç ºu: Saddam muhtemelen ºimdi, 11 Eylül
öncesine göre daha az tehlikeli ve ABD-Britanya’dan
(ve baºka ülkelerden) esaslı bir yardımın aldığı
döneme göre ise çok daha küçük çaplı bir tehdit. Bu
durum birkaç soruyu gündeme getiriyor: Eğer Saddam
bugün küresel yaptırımcının savaºa baºvurmasını
gerektirecek kadar uygarlığın varlığı açısından bir
tehditse, neden bir sene önce böyle değildi? Ve çok
daha çarpıcı olarak, neden 1990’ların baºında bir
tehdit değildi?

3. Bugün dünyada varolma ve kitle imha silahlarının
kullanımı sorunuyla nasıl baº edilmeli?

Bu silahlar yok edilmeli. Nükleer silahların
azaltılması anlaºması, bu silahlara sahip ülkeleri
onları yok etme doğrultusunda adım atma yükümlülüğü
altına sokuyor. Biyolojik ve kimyasal silah
anlaºmaları da aynı amaçları taºıyor. Irak hakkındaki
esas Güvenlik Konseyi kararı (1991, 687 No’lu karar)
Ortadoğu’nun kitle imha silahları ve atıº
sistemlerinden arındırılması ve kimyasal silahların
küresel düzeyde yasaklanması için çaba gösterilmesi
çağrısı yapıyor. İyi bir tavsiye.

Irak bu bakımdan hiçbir ºekilde en önde giden ülke
değil. 1990’ların baºında Clinton’ın Stratejik Komuta
baºkanı olan general Lee Butler’ın uyarısını
hatırlayabiliriz: “Ortadoğu dediğimiz husumet
kazanında, bir ülkenin kendini belki sayısı yüzlere
varan nükleer silah stoğuyla silahlandırmıº olması ve
bunun baºka ülkeleri aynı ºeyi yapmaya teºvik etmesi
son derece tehlikelidir.”

Tabi ki İsrail’den bahsediyor. İsrail askeri
yetkilileri, Avrupalı bir NATO gücünden daha büyük ve
daha geliºmiº hava ve zırhlı kuvvetlere sahip
olduklarını iddia ediyorlar (İsak ben İsrail,
Ha’aretz, 16-04-2002, İbranice). Aynı zamanda,
bombardıman ve avcı uçaklarının % 12’sinin sürekli
olarak Türkiye’nin doğusunda üslendiğini; bunun
yanısıra, benzer büyüklükte deniz ve denizaltı
kuvvetinin, zıhlı araçlarla birlikte Türkiye’deki
üslerde bulunduğunu duyuruyorlar. Clinton dönemindeki
gibi, Türkiye’deki Kürt nüfusu denetim altına almak
için bir kez daha aºırı ºiddete baºvurmak
gerektiğinde, bu silahların kullanılacağını
söylüyorlar.

Türkiye’de üslenen İsrail uçaklarının İran sınırı
boyunca keºif uçuºu yaptığı bildiriliyor. Bu, İran’ı
saldırıyla ve belki de güç kullanarak bölmekle tehdit
etme yönündeki ABD-İsrail-Türkiye genel politikasının
bir parçası. İsrailli analistler, ABD-İsrail-Türkiye
ortak hava tatbikatlarının İran’a tehdit ve uyarı
amacıyla yapıldığını da aktarıyor (Robert Olson,
Middle East Policy, Haziran 2002). Hiç kuºkusuz
İsrail, Amerikan uçaklarının büyük ihtimalle nükleer
silah taºıdığı Türkiye’nin doğusundaki devasa Amerikan
hava üslerini kullanıyor.

Ve bölgenin geri kalanı da diºinden tırnağına kadar
silahlanmıº durumda. Eğer Irak Gandi tarafından
yönetilseydi; yapabildiği ölçüde, muhtemelen bugün
yapabildiğinin çok ötesinde silah sistemleri
geliºtirirdi. Eğer ABD Irak’ın denetimini ele
geçirirse, bu durum çok büyük ihtimalle devam edecek;
hatta belki de ivmelenecek. Hindistan ve Pakistan
ABD’nin müttefikleri. Ama hızla kitle imha silahları
geliºtiriyorlar ve birçok kez endiºe verici ºekilde
nükleer silah kullanmanın eºiğine geldiler. Aynı ºey,
ABD’nin diğer müttefikleri ve uyduları için de
geçerli.

Bölgede genel bir silahlanma indirimi olmadıkça, bu
durum devam edeceğe benzer.

Saddam böyle bir ºeyi kabul eder mi? Gerçekten
bilmiyoruz. 1991 Ocak baºında, görünüºe bakılırsa Irak
silahlanmanın azaltılması konusunda bölgesel
müzakereler yapılması halinde Kuveyt’ten çekilmeyi
teklif etmiºti. Dıºiºleri Bakanlığı görevlileri
teklifi ciddi ve müzakere edilebilir olarak
nitelendirmiºti. Ama bu konuda daha fazla bir ºey
bilmiyoruz; çünkü ABD teklifi yanıt vermeden geri
çevirdi ve basın neredeyse hiçbir ºey yazmadı.

Buna karºın, bu dönemde – tam bombardımandan önce –
yapılan kamuoyu yoklamalarının Birleºik Devletler
nüfusunun 1’e karºı 2 oranında Saddam’ın yapmıº olduğu
teklifin bir benzerini desteklediğini ve bunu
bombardımana tercih ettiğini göstermesi ilginç. Eğer
insanların bu konuda en küçük bir bilgisi olsaydı,
çoğunluk kuºkusuz çok daha büyük olurdu. Olguları
gizlemek, devlet ºiddeti davasına yapılmıº önemli bir
hizmetti.

Bu tür müzakerelerden bir sonuç alınabilir miydi?
Ancak fanatik ideologlar kendinden emin bir cevap
verebilir. Bu tür düºünceler yeniden gündeme
getirilebilir miydi? Yine aynı cevabı veriyorum. Bunu
keºfetmenin yolu, denemekten geçiyor.

Zmag.org web sitesinden Taylan Doğan tarafından
çevrildi.



__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#148 From: buket horasan <buket8516@...>
Date: Sat Sep 7, 2002 11:11 am
Subject: Re: Sorun çok çözüm yok
buket8516
Offline Offline
Send Email Send Email
 
insanların dünya görüşleri kendilerini ilgilendirir
sosyalizm yada kapitalizm farketmez... ayrıca hiç bi
görüşe hayalperest deme hakkın yok önce hepsi hakkında
ayrıntılı bilgi sahibi olmanı tavsiye ederim. ben
biliyorum zaten deme sokrat ne demiş;bildiğim tek
bişey var oda hiç birşey bilmediğimdir.burda önemli
olan tek birşey var oda insan hayatı...asıl ortaçağ
anlayışı olan şey savaşarak bir koyup üç alma
hevesidir. insana değer veren her insan savaşa hayır
demelidir ...
insan hayatı iyi bir ekonomiden yada amerika gibi
"güçlü" olmaktan çok daha önemlidir

__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#147 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Fri Sep 6, 2002 9:38 pm
Subject: Re: Sorun çok çözüm yok
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
birgün o 1000 kişi için seni feda etmeye
çalıştıklarında, seni feda etmeye çalışanları ortacağ
barbarlığıyla ve ortaçağ vahşiliğiyle suçlama ama...

k.u.
--- lastyilmaz <yilmazaydincilar@...> wrote:
>        Artık şu hayalperest sosyalist gençliğini
> bırakmalıyız.
> Sağlam amaçlarla ileriye dönük düşünerek kendimizi
> geliştirmeliyiz.
>        Arif bu lafım sana 'Gerçekten barış mı
> istiyosun yoksa barış
> istemeyi mi istiyorsun? Ben artık hayalci barış
> propangalarından
> sıkıldım.
>        Ben kanımca 1000 kişi için 1 kişiyi her zaman
> feda ederim.Bunu
> yapamazsak akılcı değil duygusal davranmış oluruz.Bu
> da tam bir orta
> çağ beyinsizliği olur.
>        sana soruyorum sen barış için ne yapıyosun
> veya yapıcaksın
> birazda çözüm üretmelisin ve lütfen özgür düşün!
>
>
>


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#145 From: arif karabulut <juanjuan_34100@...>
Date: Fri Sep 6, 2002 5:26 am
Subject: Re: barış için savaş
juanjuan_34100
Offline Offline
Send Email Send Email
 
hayır değil!!

1 koyup 3 alma heveslisisin galiba..
onların savaşlarında yer alarak nasıl güçlenicen merak
ediyorum..

ayrıca amerika falan gibi olmak istiyosun, o güce ve
konuma geldikten sonra farkında kalmayacaktır..

senin 3 kasımda sağlıklı beyinler seçebileceğini
sanmıyorum..

bulutsuz günler..

haayııır olamaaaaas
haayır haayır
..



--- lastyilmaz <yilmazaydincilar@...> wrote:
>     Eğer güçsüz bir ülkeysen savaşlarda tarafsız
> kalmak savaşmak
> kadar kötüdür.Belki daha da kötüdür.Onun için güçli
> bir siyaset
> izleyerek bu durumdan avantajlı çıkmalıyız .Tabi
> bunun için de 3kasım
> da çok akıllı beyinler seçmeliyiz.
>     Böylece belki bir gün (Amerika'dan bile daha
> güçlü olduğumuz bir
> gün)'savaşa hayır barışa evet' diyebiliriz.Ve
> sözümüzü de
> dinletebiliriz.Gerçekçi olan bu değil mi?
>
>
>


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#144 From: "lastyilmaz" <yilmazaydincilar@...>
Date: Thu Sep 5, 2002 9:12 pm
Subject: barış için savaş
lastyilmaz
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Eğer güçsüz bir ülkeysen savaşlarda tarafsız kalmak savaşmak
kadar kötüdür.Belki daha da kötüdür.Onun için güçli bir siyaset
izleyerek bu durumdan avantajlı çıkmalıyız .Tabi bunun için de 3kasım
da çok akıllı beyinler seçmeliyiz.
     Böylece belki bir gün (Amerika'dan bile daha güçlü olduğumuz bir
gün)'savaşa hayır barışa evet' diyebiliriz.Ve sözümüzü de
dinletebiliriz.Gerçekçi olan bu değil mi?

#142 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Sun Sep 1, 2002 3:29 pm
Subject: Savaşa Dair 24 (1 Eylül Dünya Barış Günü)
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Dünyaya Karşı Bush
Amerika, dünyada nükleer silahı ilk ve yegane
kullanan, sivil halk üzerine atarak yüzbinlerin
ölümüne neden olan ülkedir. İsrail'in nükleer
teknolojiye kavuşmasını da sağlayan ABD'nin
girişimleri bütün dünya ülkeleri tarafından endişe ile
izlenmektedir.



--------------------------------------------------------------------------------
Gözlem Gazetesi
14.02.2002    Sedat İLHAN
--------------------------------------------------------------------------------
  BİA (İzmir) - Yazıya bu başlığı atıncaya kadar
yaklaşık iki aydır yazılarımla, yabancı dokümanlara
dayanan şu konularda okurlarımın dikkatini İran ve
Irak üzerine çekmeye çalıştım: İran-ABD İlişkileri;
Sıra İran'da mı?; Ortadoğu Şahinleri Rahatlıkla
Uçamayacak ve Başkan Bush'a Açık Mektup.

Gözlem'de son iki ay içinde yayınlanan bu makalelerde
yapılan değerlendirmeler, bugünkü gelişmeleri
doğruladı.

Amerika'da Şahinler olarak adlandırılan ve çok etkin
bir grup olan yarı resmi DPC-Savunma Politikası Kurulu
üyeleri baskın çıkmaktalar. Dolaylı ifadeler en
sonunda Başkan Bush'un "Birlik Durumu-State of Union"
adlı yıllık konuşmasındaki bir sözü ile son şeklini
aldı:

" MDW-Kitle imha silahları üreten ve terörizme destek
veren İran, Irak Ve Kuzey Kore Demokratik Halk
Cumhuriyeti, şeytan eksenini (Axis of Evil)
oluşturuyorlar."

Dünya Ne Diyor?

(Bush's Evil Axis Comment Stirs Critics, BBC, 2
February 2002.)

* Rusya: Başbakan Mikhail Kasyanov, böyle bir suçlama
ile ortaya çıkılabilmesi için, elde muhakkak geçerli
delillerin bulunması gerektiği üzerinde duruyor.
İran'a sürekli MDW desteği sağlayan Rusya'dan,
suçlamalar esnasında dikkati çekilecek şekilde söz
ediliyor. Başkan Bush'un bu suçlamasında doğrudan
olmasa da Rusya önemli bir yer işgal ediyor.

* Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti: Dışişleri
Bakanlığı, bu ifadenin bir harp ilanı anlamına
gelebileceğini belirtiyor. Bundan önceki yazılarımızda
da belirttiğimiz gibi, bu ülkenin bazı yetkilileri
yayın organlarına verdikleri beyanlarda 'küstah'
(Arrogance) sözcüğünü kullanacak kadar ileri
gidebildiler.

* Ürdün: Kral Abdullah, babasının politikasını
izleyerek Başkan Bush'un görüşlerini bütünüyle
destekler gözükmekte. Diğer yandan İslam Konferansı,
Arap Birliği ve Körfez Ülkeleri Konseyi gibi
kuruluşların aldıkları kararları da onayladığını
bildiriyor.

* NATO: Genel Sekreter Lord Robertson ABD'yi uyarır
şekilde ifadeler kullanmakta. İttifakın 11 Eylül'den
sonra Amerika'ya tam destek vererek, İttifak
antlaşmasının 5. maddesine işlerlik kazandırdığını
hatırlatmakta ve sanki bu dünyanın dışında bulunan bir
kişiymiş gibi, bilinen konular için delil
bulundurulması üzerinde durmaktadır.

* İran: İran Lideri Ayattullah Ali Hamaneyi Başkan
Bush'u "Büyük Şeytan"ın kana susamış başkanı olarak
nitelemiştir. (Iran Lashes Out at Bush, BBC News
MIDDLE EAST, 31 January 2002.) "İran İslam Cumhuriyeti
dünyada en çok nefret edilen Şeytanın nefret ve
kızgınlığına hedef olma onuruna ulaşmıştır."
açıklaması ile İran ilgilileri Afganistan'a yaptıkları
büyük destek karşılığında bu düşmanca tavırla
karşılaşmanın şaşkınlığını belirtmekteler. Daha 11
Eylül felaketi olmadan önce Afgan göçmenlerinin
binlercesini beslediklerini beyan ederek, Amerika'nın
bu davranışını kınamakta ve Filistin desteğini
sürdüreceğini belirtmektedir. Daha ılımlı bir tutumu
benimseyen devrimci Cumhurbaşkanı Hatimi ve Dışişleri
Bakanı Harrazi Amerika ziyaretlerini iptal etmekle
iktifa etmişlerdir.

* Irak: Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz destek aradığı
Rusya ve Çin ziyaretlerini yarıda keserek, ülkesine
dönmüş ve yayın organları Amerika'yı dünyada mevcut
yegane şeytan olarak ilan etmiştir.

* ABD Müttefikleri: Çoğunluğu terörle mücadelede yeni
bir cephenin açıldığını belirterek büyük bir suskunluk
içindeler. Ancak, bu davranışın olumsuzluk içerdiği
anlaşılmaktadır.

* Güney Kore Cumhuriyeti: Kuzey ile birleşimin
olanaklarını araştıran karşılıklı görüşmeleri
sürdüreceğini belirterek, bir ölçüde ABD'ye tepkisini
göstermiş olmaktadır.

* İngiltere: Dışişleri Bakanı Straw, Bush'un
benzetmesi için "Sert mesajlar" ifadesi ile olumsuz
davranışı ortaya koydu.

* AB-Avrupa Birliği: İran ile işbirliği görüşmelerini
kesintisiz sürdürüyor. Esasen AB'nin üyelerinin el
altından sağladıkları destek ile Irak NBC ve MDW
silahlarını geliştirme olanağını buldu.

* Suudi Arabistan: Başkan Bush yönetiminin Filistin
olaylarına karşı ilgisizliğini ortaya koyarak,
İsrail'in de MDW'lere sahip olduğunu dolaylı yoldan
ima etmiş oldu. (Bush Ignores Palestanians' Cause,
Elaine Sciolino, New York Times, 29 January 2002.)

Yukarıda sunulanlar ileri sürülen tepkilerin sadece
küçük bir bölümü. Genelde şu ifadeyi kullanabiliriz:
Başkan Bush'un terörizm ile savaş planını mütefikleri
ile işbirliği yapmadan; İran, Irak ve K.Kore üzerinde
genişletmesi ve bu ülkeleri "şeytan ekseni" gibi kaba
bir benzetme ile anması dünyada destek bulmadı, tepki
uyandırdı.

Amerika'nın Tepkisi

(Top Officials Stern Talk on US Policy, Reuters, Todd
S. Purdum and David E. Sanger, 2 January 2002 ).

New York Waldorf Astoria Oteli'nde yapılan Dünya
Ekonomik Forumu'nda ABD Dışişleri Bakanı C. Powell'ın,
MDW-Kitle İmha Silahları ihraç eden ülkelere karşı
Başkan Bush'un sürekli bir kampanya sürdüreceğini ilan
etmesi, bu üç ülkeye destek veren birçok müttefik
ülkeyi ve özellikle Rusya ve Çin'i rahatsız edecek
niteliktedir. Buna ek olarak Hazine Bakanı Paul
O'Neil'in de "Şeytan" rejimlerin üzerine gidileceğini
ifade etmesi Amerikan tepkisinin ciddiyetini belirtti.

Çin'in rahatsızlığı

Aynı toplantıda Afganistan konusu işlenirken, ABD'nin
buradaki kuvvetlerini 25,000 adede çıkarılmasını söz
konusu etmesi dikkatleri çekti. Bu konu için ayrılan
20 milyar doların 40 milyara çıkarılması, ABD'nin Orta
Asya'da kalıcı olmanın yollarını aradığını ortaya
koydu. Bundan en büyük rahatsızlığı ise Çin duymakta.

Gerekirse tek başına

Bu arada Almanya'nın Münih şehrinde yapılan
uluslararası güvenlik toplantısında, ABD Şahinlerinin
baş temsilcisi ve Başkan Bush'un en yakın güvenlik
danışmanı, eski Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Türkiye
konularında uzman Richard Perle, "Size garanti
veriyorum, eğer biz terörizme karşı kendimizi korumak
ile müttefiklerimizin istekleri arasında bir seçim
yapma durumunda kalırsak biz kendimizi terörizme karşı
tek başımıza koruyacağız" ifadesi ile, Amerika'nın
kararlılığını belirledi.

"Yeni çağda yeni olanaklar var, bekleyemeyiz"

Şahinlerin dış ilişkilerini ve Irak muhaliflerini
düzenleyen eski Savunma Bakan Yardımcısı Paul
Wolfowitz ise "Farklı müttefikler farklı görevler
içindir. Bazıları ABD'ye açıkça katılırlar. Diğerleri
sakin kalır ve koalisyona ihtiyatla yaklaşır. NATO'nun
rolü önemli. Ancak Batı Savunma İttifakı, yeni çağda
yeni olanaklarla karşılaşmakta. Beklemek için zaman
yok." sözleri ile ABD'nin gelecekte benimseyeceği
politikaya ışık tutmuş oldu.

Şahinler başarılı olmaya başladı

Ulusal Güvenlik Danışmanı Condolezza Rice, "Üç ülke
hükümetinin bu yolla dikkatleri çekildi" derken; eski
Dışişleri Bakanı Madeleine Albright bu politikayı
hatalı bularak, her şeyden önce söz konusu üç ülkenin
birbirinden çok farklı yapıda olduklarını belirtti.
Özetle Şahinlerin ABD'de başarılı olmaya başladıkları
söylenebilir.

Dünya Devleti Türkiye

Olanlara ilişkin olarak, hiçbir görüş belirlemeyen ve
yayın organlarınca yukarıdaki ayrıntıya önem vermeyen
Türkiye suskun kaldı. Sadece Başbakan'ı Irak Liderine
bir mektup yazarak kapıların BM-Birleşmiş Milletler
denetleme heyetlerine açılmasını, aksi halde
sonuçlarının Türkiye, Irak ve çevre ülkeleri için iyi
olmayacağını belirtti.

Sonuç:

Bugün artık koalisyon yoluyla sağlanan kontrolden
çıkmış bir ABD ile karşı karşıyayız. Küreselliğin
ekonomik, politik, kültürel, sosyal, güvenlik,
teknolojik ve bilimsel yayılımcılığından yararlanarak
ülkesinin yaşam düzeyini yükseltmeyi hedefleyen
Amerika; bu ulusal hedefi saptadığında kendi ülkesinin
küreselliğin terörizm gibi olumsuz etkilerinden uzak
olduğunu düşünüyordu. Mal, hizmet, sermaye ve iş
gücünün serbest dolaşımı yolu ile sağlayacağı serbest
ve hakça bir ticareti yayarken; çıkarlarına hizmet
vereceğini düşündüğü IMF, Dünya Bankası (WB) ve Dünya
Ticaret Örgütü (WTO) gibi kurumları kurarken; fakirin
daha fakir olacağı ve bu ortamın terörizmi,kara
parayı, çürümeyi,uyuşturucuyu, göçleri, etnik
anlaşmazlıkları, kalpazanlığı ve her türlü olumsuzluğu
da küreselleştireceği unutuldu.

Amerika ne kadar inandırıcı?

Amerika terörizm ile savaş konusunda ne kadar
inandırıcıdır? Tam olumlu bir yanıt verilemiyor. Çünkü
bu ülke 38 Dışişleri mensubumuzu katleden Ermenilere
arka çıkarak Daşnak terörizmini desteklemiş, kuzeydeki
Türklerini katleden Kıbrıs Rumlarına BM yolu ile
devlet özelliği sağlayarak Rum terörizmini desteklemiş
ve son olarak PKK terörizmini, Yürütme olarak sözde
reddederken Kongre'de temsilciler açıkça
desteklemiştir.

ABD terörü desteklemektedir

Bu örnekler birçok ülke gibi ABD'nin de terörizmi
desteklediğini göstermektedir. Halihazırda fanatik sağ
teröristlerin sempati duydukları bazı insanlar, ABD'de
yaşamaktadır. Ayrıca Şeytan Ekseni olarak adlandırdığı
ülkelere karşı himaye ettiği İsrail Başbakanı Şaron en
az Arafat kadar terörizm ile ilgili sayılabilecek bir
liderdir..

NBC silahlarına gelince... Kimyasal silahların, küçük
çaplı silahlar ile mayınların üretiminin uluslararası
kontrol altına alınmasına ABD itiraz etmektedir.
İsrail'in nükleer teknolojiye kavuşmasını da Amerika
sağlamıştır.

Ayrıca, Amerika dünyada nükleer silahı ilk ve yegane
kullanan, sivil halk üzerine atarak yüz binlerin
ölümüne neden olan ülkedir.

Çok özet olarak belirtilen bu nedenler dolayısıyla
ABD'nin girişimleri onaylanmamakta ve bütün dünya
ülkeleri tarafından endişe ile izlenmektedir.


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#141 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Sun Sep 1, 2002 1:01 pm
Subject: Savaşa Dair 23 (1 Eylül Dünya Barış Günü)
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Savaş Saflarına Karşı
ABD'nin ve koruduğu dünya sisteminin baş müsebbibi
olduğu felaketler zincirine karşı durmak, savaşlara
karşı enternasyonal bir barış hareketi geliştirmek
görevi, emekçiler ve ezilenler başta, hepimizin önünde
duruyor.



--------------------------------------------------------------------------------
BİA Haber Merkezi
09.04.2002    Mustafa Bayram MISIR
--------------------------------------------------------------------------------
  BİA (Ankara) - The Guardian'ın köşe yazarı Martin
Woollacott, 5 Nisan 2002 tarihli yazısına, " Bush
nihayet Şaron'un sorun olduğunu idrak etti " diye
başlık attı. Yazıda, İsrail ve Filistin tarafları
hakkında bazı yorumlar yapılıyor ve Yossi Sarid'in
ağzından, Ortadoğu'daki sorunun Kosova'ya benzediği,
bu yüzden de Kosova gibi çözülmesi gerektiği üzerinde
duruluyor. Buna göre, taraflar arasında katliamlar
arttıkça, uzlaşma ve anlaşma olanağı da ortadan
kalkmaktadır. Kosova'da da, Makedonya'da da taraflar
anlaşmak istemiyorlardı, ancak uluslararası kamuoyu
(tabii ki bu ABD demek!) taraflarla konuştu(!) ve
taraflar anlaştılar (!).

Woollacott'a bakılırsa, küresel güç ABD, Clinton'la
birlikte yakaladığı küresel meşruiyeti ("başkan
yanılmaz!") yitirmekle karşı karşıyadır. Şaron'un,
Filistin Devleti'nin bağımsızlığına dayanan bir çözümü
kabul etmeye niyeti yoktur. Çünkü, uygulanabilir bir
çözüm için Şaron'un ülkesiz, egemen olmayan, su
kaynaklarını, topraklarının belli kesimlerini ve
Küdus'ü yönetemeyen ve kontrol edemeyen Filistin
devleti fikri engel oluşturmaktadır.

Lafı uzatmadan bitirelim, yazara göre, ABD, itibarı
için gereğini yapmalıdır. Çünkü, Amerika'nın itibarı
şimdi büyük tehlikede ("on the line")dir. Öyle mi?

ABD Müdahaleciliğinin Çifte Standardı

Noam Chomsky'nin ülkemizi ziyareti nedeni ile de
meşhur olan kitabı, Amerikan Müdahaleciliği, liberal
Woollacott'un sunduğu gibi, ABD'nin müdahaleciliğinin
gerçekte bir küresel adalet taşıyıcılığı olmadığını,
somut örneklerle göstermeye yeter de artar bile.
Özgürlüklerin koruyucusu olarak öne sürülen bu dünya
zorbasının, uluslararası sermayenin çıkarları
doğrultusunda dünya jandarmalığını yürüten ABD'nin
gerçek yüzünü, ABD müdahaleciliğin gerçek içeriğini,
dünyanın her yanında CIA'nın öğretmenlerinden eğitim
görmüş işkencecilerin her türlü zulmüne uğrayan,
yoldaşları, dostları kaybedilen solcular,
sosyalistler, devrimciler ve hatta insan hakları
savunucuları, gazeteciler zaten biliyorlar.

O yüzden, "idrak sorunu"nu hemen herkesin kabul ettiği
ABD Başkanı'nın, Ortadoğu'ya "insan hakları" için
müdahale etmeyeceğini, sadece eder gibi görüneceğini,
ABD müdahalesinin de çözüm değil, çözümsüzlüğü
derinleştirmekten öte bir şey olmayacağını biliyorlar.

İdrak sorunlu Başkan'ın anti-terör kampanyasında
yanındaki en ağzı sulanmış ülke lideri Ariel Şaron'du.
Beyaz Saray'da ortak basın açıklamasında tüm
Filistinlileri terörist ilan ederken, liberal
Woollacot'un müdahale dilendiği ABD Başkanı, Şaron'un
niyetini hemen idrak edemediğinden bir şey söylememiş,
aylar sonra Şabra ve Şatilla katiamlarının sorumlusu
bu aynı Şaron Filistin'in özerkliğine dahi tahammül
edemeyip işgale başladığında da maalesef ayılamamış
(!) ve "Arafat teröre son vermelidir" diye beyanatta
bulanarak, İsrail'in savaş suçlarının, hak
ihlallerinin, katliamlarının arkasına geçmekte
tereddüt etmemiştir. Küresel adalet bekçisine iman
etmiş liberaller için maalesef bu çıplak gerçek bile
sadece ve sadece bir "idrak sorunu"dur. Ya da
haksızlık etmeyelim, işte Yahudi Lobisi'nin baskıları,
diaspora Yahudi nüfusunun Batı medeniyetindeki
etkileri gibi yan unsurlardan da söz edilebilir. Bu
düşünce tarzına göre, emperyalizm ve jandarması
ABD'nin suçu yoktur.

Terörle Mücadele Bahanesi

Geçen günlerde Tarık Ali Türkiye'deydi. Bir dizi
konferans verdi, söyleşi yaptı. Özetle dedi ki,
"fundamentalistleri yetiştiren ABD'dir.
Fundamentalistlerin anası odur." Bunu söylerken,
Ladin'in ABD'nin Afganistan'daki cihada önderlik
etmesini istediği Vahabi prenslerinin kendileri gitmek
istemediği için ABD'ye önerdikleri ileri gelen Vahabi
ailelerinden birinin oğlu olduğunu, Afganistan'daki
laik rejim yıkılana kadar bizzat ABD tarafından
finanse edildiğini, rejim yıkıldıktan sonra para
kaynağı kesilen "fundamentalist" Ladin'in
anti-Amerikan bir çizgiye yöneldiğini derli toplu
anlattı. Devamla, Saddam'ın da gerçekte
fundamentalistlerin değil halkın yaptığı İran
devrimine karşı kullanıldığını, bunun için önce BAAS
partisi içinde Amerikan operasyonu ile başa
getirildiğini, ilk işinin Irak'taki sosyalist
örgütleri yasaklamak olduğunu, Mısır'daki Müslüman
Kardeşler'in de soğuk savaş politikaları çerçevesinde
ABD menşeili olarak örgütlendiğini de kaydetti.

Bunlara, Amerika'nın Latin Amerika'daki, Uzak
Doğu'daki müdahaleleri de eklenirse, gerçek
teröristin, yani baskı ve yıldırı uygularak halkı
sindirmeye, aşağıdan hareketi bastırıp her türlü
demokratik gelişmeye engel olanın ABD olduğunu ileri
sürmek için, idrak sorunlu ABD Başkanı kadar beyne
sahip olmak yeter.

Terörle mücadele ABD hegemonyasını daim kılmak amaç ve
arzusuna eşlik eden ideolojik bir kılıftır sadece . Bu
kılıf şimdi de yıllarca yayılmacı emelleri için savaş
suçu işlemiş ABD müttefiki İsrail'in katliam suçlusu
Başbakanı tarafından Filistinliler için kullanılıyor.

Filistin Bağımsızlık Hareketi'nin esaslı gücünü
oluşturan Filistinli sol ve devrimci örgütleri
paralize etmek için İsrail tarafından kurdurulan HAMAS
ve onu taklit eden fundamentalist örgütler, işgalci
İsrail'in mantığı ile (yani savaş hukukunu, sivillere
yönelik şiddetten kaçınmayı gerektiren ahlaki ve
hukuki kuralları tanımaksızın) İsrail'e yönelince,
aynı İsrail, kendi terörünü maskelemek için müttefiki
ABD ile birlikte teröre karşı mücadele erdemini
kuşandı. Şimdi buna, küresel gücün küresel adalet
ilkesine dayandığını propaganda eden liberal ahmaklar
dışında kim inanır?

Bu Bir Arap-İsrail Savaşı Değil

Yaygın analiz, dünya gündemini işgal eden Ortadoğu
sorununun bir Arap-İsrail savaşı olduğu yönündedir.
Türkiye'de bile, bu kanı yaygındır. Çoğu kez, Arap
dünyasında egemen olan fundamentalizmin SSCB'nin
yıkılmasından sonra hedefine ABD'yi yerleştirmesi,
bitmeyen Filistin sorunu, Körfez Savaşı sırasında
ABD'nin Vahabi diktatörlüğünün izni ile "kutsal
topraklarda" üs kurması, aynı üslerin birtakım
petrolcü kukla krallıklarda da konuşlandırılması gibi
olgular, çoğu kez derinine inmeden, "Araplar ABD'ye
öfke duyuyor" türü yüzeysel çıkarımlara vesile oluyor
.

Bu olgular gerçek, ancak bu olguları doğuran hakikat,
Afganistan savaşını doğuran hakikatle aynı; dünyanın
en önemli enerji kaynaklarının bulunduğu bölgelerin
"küresel kapitalizm" tarafından denetlenmesi ihtiyacı.
Yoksa, çok uluslu şirketler nasıl kârlarına kâr
katacaklar?

Bu yaşanan, açık ki, basitçe Arap-İsrail savaşı
değildir . ABD'nin ve koruyucusu olduğu insanlık
düşmanı sistemin, küresel kapitalizmin insanlığa
açtığı bir savaştır . İnsanlığa karşı açılmış bu
savaş, diyalektik bir biçimde kendi varoluşunu
sağlayacak kör terörü, fundamentalizmi beslemekte ve
yeniden üretmektedir . Ölen Filistinli çocukların da,
diskolarda eğlenmeye çalışan İsrailli gençlerin de
katili aynıdır: İnsanlığa karşı açılmış bu savaş.

Türkiye: ABD'nin Bölgesel Gücü

Türkiye'nin İsrail'e aktardığı 680 milyon dolarlık
kaynak, henüz 14 yaşında(*) kız çocuğunu öldürecek
mermi olarak insanlığa geri dönüyor. Tarık Ali'nin
söylediği ne kadar doğru: Türkiye'yi yönetenler, Suudi
Arabistan'ı yöneten Vahabi diktatörler kadar bile
ABD'ya kafa tutacak iradeye sahip değiller.

Ertuğrul Özkök, 4 Nisan tarihli Hürriyet'teki köşe
yazısında, neden İsrail'e verilen tank modernizasyonu
ihalesinin iptal edilemeyeceğini açıkladı. Devletimiz,
bizi Yunanlıların aldığı yeni tanklardan koruyacakmış.
Üstelik, ABD ve Avrupa ülkeleri bu tür silah
ihalelerinde, silahların Güneydoğu'da kullanılmasına
karşı çıkıyormuş; İsrail, bu tür koşullar öne
sürmüyormuş. Nasıl derler, "merdi kıpti, şecaatin arz
ederken sirkatin söylermiş."

İnsanlığa açılmış bu savaş, dünyanın her yanında, her
ulustan emekçilere ve ezilenlere karşı acımasızca
yürütülmektedir. İşte bu yüzden, Filistin, insanlığın
bir davası haline gelmiştir.

İsrail'li Emekçiler de Lanetliyor

Dünya Sosyalist Web Sitesi'nin verdiği habere göre,
emperyalistlerin ve fundamentalistlerin insanlığa
karşı açtığı bu savaşı protesto için, " Taayyuş"
Hareketi'nin (Arap-İsrail İşbirliği) savaşa karşı
yürüyüş çağrısına uyarak, üç bini aşkın Yahudi işçi,
kadın ve genç 3 Nisan 2002'de sokağa çıktılar ve
İsrailli askerlerin coplarından nasiplerini fazlasıyla
aldılar. Çünkü onlar, emekçi kardeşleriyle özgür bir
ülkede yaşamalarına engel olan şeyin, insanlığa karşı
açılmış bu savaş olduğunu biliyorlar.

Savaşa Karşı Barış Hareketi

Hep birlikte, çıldırmış insanların yarattığı vahşeti
izliyoruz. ABD'nin ve koruyucusu olduğu dünya
sisteminin baş müsebbibi olduğu bu felaketler
zincirine karşı durmak, emperyalist ve fundamentalist
pervasızlığın önümüze koyduğu savaşlara karşı
enternasyonal bir barış hareketi geliştirmek görevi,
emekçiler ve ezilenler başta olmak üzere, hepimizin
önünde duruyor.

ABD'nin bir küresel adalet koruyucusu olarak
prestijinin "on the line" (tehlike altında) olduğunu
sanan Woollacott gibi "line of battles" (savaş
safları)(**) dışında kalan herkesin, hepimizin görevi
bu...
_________________________________
(*) "Cuma günü, içinde silahlı olanların ve bir 14
yaşında kız çocuğunun bulunduğu 20'den fazla
Filistinli öldürüldü. (...) Filistinli tanıkaların
ifadelerine göre, balkonundan manzarayı izleyen 14
yaşındaki Filistinli kız, İsrail tanklarından açılan
ateşle
öldü."(http://www.nytimes.com/aponline/international/AP-Israel-Palestinians.html\
,
05.04.2002)

(**) Buradaki saf, gerçekte taraf anlamını içeriyor;
ama bazıları "saf"lıklarından da "saf" (taraf)
olmuyorlar mı?


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#138 From: "erhan Kahveci" <erhankahveci@...>
Date: Fri Aug 30, 2002 2:30 pm
Subject: (No subject)
erhankahveci1
Offline Offline
Send Email Send Email
 
ya artık bi klip cekilsin be



_________________________________________________________________
Chat with friends online, try MSN Messenger: http://messenger.msn.com

#137 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Wed Aug 28, 2002 6:55 pm
Subject: Savaşa Dair 21
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Körü Körüne Savaşa Sürükleniyoruz
Başından Körfez Savaşı deneyimi geçen Türkiye, yeni
bir savaşın içine girmeye hazırlanıyor. Prof. Dr.
Sönmez, "ABD'nin vereceği 5-10 milyar dolar için
bölgedeki ilişkiler tehlikeye atılamaz. Milyarlarca
dolar zarara uğranır" görüşünde.



--------------------------------------------------------------------------------
Evrensel Gazetesi
03.08.2002    Şebnem TURHAN
--------------------------------------------------------------------------------
  BİA (Ankara) - Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD)
Irak'a müdahale ihtimali giderek büyürken, Türkiye'nin
olası bir savaştan nasıl etkileneceği de tartışılıyor.
Ankara'daki Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Sinan Sönmez, olası bir savaş karşısında
Türkiye'nin tutumunu değerlendirdi.

Sönmez, savaşın Türkiye'nin bölgedeki ilişkilerini yok
edeceğini belirterek, ABD'den alınacak beş-on milyon
dolar için bu ilişkilerin tehlikeye atılmaması
gerektiğini söyledi. Sönmez, savaşın insani ve
ekonomik yönden değerlendirilmesi gerektiğine de
dikkat çekti.

ABD yeni bir savaşın hazırlığında. ABD'nin savaş île
ekonomisinde bir yeniden yapılanmaya gittiği
söylenebilir mi?

ABD için 11 Eylül bir cankurtaran simidi gibi oldu. 11
Eylül'den önce gerek IMF'nin öngörüleri, gerek
ABD'deki çeşitli araştırma merkezlerinin saptamaları
zaten ABD'nin bir resesyona doğru sürüklendiği
konusunda veriler yayınlamıştı. Bizim çok tipik
bildiğimiz Keynesçi politikalara bir dönüş oldu. Çok
bilinen bir yöntem olarak özellikle de askeri
harcamalar artırılmaya başlandı. Yine çok bilinen bir
şey, geçici olarak gayrı menkul sistemine dayanan bir
canlanma yaşandığını görüyoruz. Bunlar yeniler, ama
aynı zamanda ABD dünyadaki hegemonyacı devlet olma
yolunda hızlı adımlar atarken Afganistan operasyonunu
başlattı. ABD'nin genel stratejik çerçevesinde
gerçekçi bir olgu var ki; o da Hazar Bölgesi
petrollerini kontrol etmektir. 11 Eylül bahane
edilerek, Afganistan bahane edilerek ABD bölgeye
yerleşti.

Küreselleşme sürecinde ABD'nin karşısına en büyük güç
olarak Çin geliyor. Yükselen bir yıldız, 2020'de
ABD'ye ciddi rakip olacağı söyleniyor.

9-10 senedir petrol ithal etmeye başladı. Körfez de bu
açıdan çok önemli. Bir tarafta Hazar petrolleri var,
bir tarafta da Irak petrolü var. Irak Suudi
Arabistan'dan sonra en fazla petrol rezervine sahip
olan ülke. 10-12 yıl önceki savaştan sonra ne
teknolojik gelişme oldu, ne petrol kuyularının
verimliliğini artıracak yönde çabalar oldu. Eğer
yatırım yapılırsa Irak'taki petrol çıkarmanın iki
katına çıkacağı iddia ediliyor; 220 milyar ton
civarında.

Dolayısıyla gözünü dikmiş durumda bir taraftan Hazar
petrollerini kontrol ediyorsunuz, bir taraftan Irak'ı
kontrol ediyorsunuz. Bunların yanı sıra petrol
bölgelerini kontrol altında tuttuğunuz için petrole
bağımlı ülkeleri de kontrol altına alıyorsunuz.

Bunların yanı sıra böyle bir operasyonla harcamalar
artacak, talebi canlandıracak. Bush'un arkasında
enerji, petrol, telekomünikasyon şirketleri vardı.
Bunlar da tam olarak destekliyorlar bu politikaları.
ABD ekonomideki sorunlarını çözmeye çalışırken, aynı
zamanda hegemonyacı devlet olma yolunda çok ciddi bir
adım daha atacak gücü eline geçirecek. Onun için Irak
operasyonu Afganistan'dan sonra çok önemli.

ABD'nin tüm bu planlarının içinde Türkiye nerede
duruyor, Türkiye'nin önemi nereden kaynaklanıyor?

Türkiye'nin konumuna baktığınızda, 11 Eylül'deki
harekatın Türkiye için bir koz olduğunu görüyoruz.
Türkiye'ye daha fazla parasal katkı yapılması
konusunda koz olarak kullanılmıştır. Stratejik konumu
gereği bir tarafta Irak var, bir tarafta uzakta da
görünse Afganistan var, oradan bir açılım yapılıyor.
Zaten Türkiye IMF'ye yerli işbirlikçileriyle birlikte
tam olarak teslim olmuş durumda. Bu durumda Türkiye
çok rahatlıkla kullanılabilecek ülke konumuna geldi.
IMF ile ABD'nin ve Dünya Bankası'nın ilişkileri zaten
açık. Türkiye buradan bir rahatlık kazandı ve belirli
ölçüde destek verildi ama destek de borçların
döndürülmesi için verildi.

Irak operasyonu Türkiye için yeni bir dönemeç
oluşturmaya başladı. Ama burada kimler için olduğuna
da dikkat çekmek gerekiyor. Egemen çevreler ve siyasal
yönetim tarafından bir can simidi gibi görülüyor.
Pazarlıklar olacaktır, ABD'den askeri kredilerin
affedilmesi isteniyor, bu da yaklaşık 4 milyar dolar.
Belki yeni birtakım destekler talep edilir. Şaşırtıcı
değil.

Mısır, Körfez Savaşı'na katıldığı zaman borçlarının
bir kısmı silindi, politik kararla ödüllendirildi.
Irak'a karşı operasyona katıldığı için Arap dünyasını
temsili açısından önemli, anlamlı bir ülke. Bir de
Polonya örneği var. Polonya da sosyalist ülkeler
içinde en zayıf halkaydı. Dayanışma sendikasının
önderliğindeki hareket, dayanışma partileri iktidarı
oluşturdu ve Polonya'nın dış borçlarının tümü silindi.

Polonya sosyalist rejime karşı bir başkaldırmada ilk
çatlağı oluşturma bakı-mından, Türkiye'de beklenen de
bu. Türkiye farklı konumda, Kuzey Irak gibi bir pürüz
var. ABD Kuzey Irak'ta bir Kürdistan devleti kurma
yönünde altyapıyı oluşturma girişimleri başlattı, epey
yol aldı. Bir Kürdistan ve ABD'ye güdümlü, bağımlı
olarak devlet kurarsa Irak'ı parçalar bölerse, petrol
yataklarına el koyacak. Çok açık, bu Arap dünyasına
karşı da bir tavırdır. Suudi Arabistan zaten bağımlı,
Kuveyt zaten bağımlı. Kürdistan devleti ile petrol
yataklarına el koyacaktır ve resmen manipüle
edecektir. Türkiye bu konuda ikircikli ve devlet
politikasıyla da çelişkiler var.

Yöneticiler ve bazı sermaye kesimleri savaşa dahil
olunduğunda ekonominin canlanacağını, destekler ve
ticari anlaşmalar olacağını ileri sürüyorlar, bu
düşüncelere katılıyor musunuz?

Irak operasyonunda o senaryolara katılmıyorum.
Operasyon olursa Türkiye borçlanma açısından borç
silme olabilir, ama diğer taraftan yeni kaynaklar
yaratılabilir mi? ABD ekonomisi ciddi sıkışıklık
içinde şu anda. Bütün bu savaşlara giriyor, çıkıyor
ama rastlantısal şeyler değil bunlar. Wordcom, Enron,
Xerox iflasının olduğunu gördük. Artur Andersen diye
denetleme şirketinin yaptığı tahrifatları gördük.
Türkiye'ye de yansıdı, yaklaşık olarak 12 trilyon
dolarlık geçen yıla göre borsalarda kayıp var. Bunun
9-10 trilyon doları ABD borsası. Sermaye kaybı var.

ABD operasyonlarla yeniden yapılanmaya gidiyor. ABD'de
dış ticaret açığı çok azdır, bütçe açığı da çok azdır.
Ama dolar bu skandallar ve tıkanıklık nedeniyle değer
kaybediyor. Talep azaldı. İlk veriler ABD'den
sermayenin çıkmaya başladığını gösteriyor. Bu durumda
ABD'nin ciddi sorunları var. Reagan döneminde de dış
ticaret açığı fazlaydı, bir borç ekonomisi vardı.
Aşırı değerli bir dolar politikası uyguladılar,
faizleri yükselttiler. ABD'ye gerek körfezden
petro-dolarlar geldi, gerek Japonya'dan, gerekse
Avrupa'dan inanılmaz bir sermaye akışı oldu. Şimdi bu
durumda öyle bir şey istiyorlar. Tamam bütçe açığı
var, ticaret açığı yar, fakat faizler çok düşük.
Ekonomiyi canlandırmak için, faizleri aşağı çekmeyerek
tedirgin politika başlattılar. ABD'nin sıkıntıları
var.

ABD tutup da Türkiye "Tamam sen yanımda yer alıyorsun,
al bakalım 10 milyar dolar" diyecek durumda değildir.
Çok fazla beklentiye kapılmamak lazım. En nihayet
yapacağı asgari alacaklarını silmek olabilir. Sanayi
bölgeleri kuruldu, ABD o planlara el koydu. Tekstil,
kundura vs. yok diyor. Oralarda belki birtakım ödünler
almaya çalışabilir.

İşte ilk Körfez Savaşı sonrasında, 12 yıl önce de aynı
senaryo vardı. Mühendislerimiz, mimarlanmız orada
yatırımda bulu-nacaklardı. Bunlar gerçekleşmedi, dünya
devleri var. Türkiye'de yabancı yatınm girişi kriz
sonrasında mevcut tesisleri almak için geldiler. Yeni
yatınm yok. Ne kadar vahimdir ki Başbakanlık web
sitesinde Türkiye'de satılık olan tesisleri veren bir
sayfa var. Anadolu'dan hangi tesisler satılık. Türkiye
bu halde, içler açışı durumda. Bu nedenle Türkiye'nin
gidip de hayal kurmaması lazım, îşte İrak'ta girişimde
bulunacak, böyle şeyler Amerika'nın, AB'nin dev
şirketlerine kalacaktır.

Türkiye'ye ciddi bir fatura çıkacak

Türkiye'nin savaşa katılması krizlerden basını
alamayan ekonomisini nasıl etkileyecektir?

Türkiye şimdi savaşa doğrudan katılmasa da Irak'ta
lojistik destek sağlamak durumda, insani faktörler
var; gerek Irak halkı için gerekse Türkiye savaşa
girerse askerler için. Fakat bir de Irak operasyonuna
katılsa da katılmasa da Türkiye'nin yavaş yavaş
canlanmaya başlayan Irak'la iktisadi ticari
ilişkileri, Arap ülkeleriyle ilişkileri donacaktır.
Yani ABD'den aldığı beş-on milyar dolarlık destekle
borç döndürme için yapılan yardımların bilanço olarak
baktığınız zaman daha uzun vadede Türk ekonomisi
üzerinde ciddi faturası çıkacaktır.

Özellikle yöre halkı üzerinde sınır ticareti,
çalışanı, mal gönderimi, mal üreten işletmeler
açısından ciddi fatura çıkaracak, her yönden
olumsuzdur. Gerek ABD gerek Avrupa çok ikiyüzlü bir
politika izlediler. Irak'a bir taraftan ambargo
uygularken, bir taraftan örtülü kanallardan Irak'la
ticari ilişkilerini sürdürdüler. Realist olmak lazım,
körü körüne bir savaşa sürüklenmek, körü körüne itaat,
sonrasında ortaya çıkan sonuçlar son derece olumsuz
ekonomik tablo ortaya çıkaracaktır. (NH/BB)



__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#136 From: arif karabulut <juanjuan_34100@...>
Date: Wed Aug 28, 2002 8:29 am
Subject: sözümüü söölediim yer maçkanın açıkhava tiyatrosuyduuu...
juanjuan_34100
Offline Offline
Send Email Send Email
 

harbiyede karma bi konserdi. afişte kocaman bulutsuzluk özlemi yazıyodu. çoktandır dinleyememiştik gidelim baba dedik. bergama konseriydi sanırım. diğer sahne alacaklar da iyiydi. bekle allah bekle bulutsuzluk çıkacak. aa bi baktık nejat elinde gitarıylan! grup filan yok! bir kaç şarkı söyleyip gitmişti zaten. millet devamlı slogan atar bi haldeydi. bi boşluk anında birisi şöyle bağırdı: KARANLIK, SOĞUK! bütün seyircilerin başları bu münasebetsiz herife çevrildi! herifin yüzü kızardı ve alnında damarı çıktı! ne var yani? şarkı istedik! iki saattir kendiniz slogan atıp kendiniz dinliyonuz! çok büyük marifet mi!.. der gibi bakındı herif! o herif bendim...



Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes

#135 From: "bulutsuzemre" <bulutsuzemre@...>
Date: Tue Aug 27, 2002 6:17 pm
Subject: bu mükemmeldiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
bulutsuzemre
Offline Offline
Send Email Send Email
 
koray ı en içten dileklerimle tebrikederim .savaşa dair çok güzeldi.
insanın okudukça   okuyası geliyor insanların bukadar duyarlı olması
çok güzel bize de yani bulutsuzluğa da bu yakışır . insanlar yavaş
yavaş savaşın bir çok zararları olduğunu anlıyor. bu savaşa dair
devam edecekmi?    BULUTSUZ GÜNLER SİZİNLE OLSUN

#134 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Tue Aug 27, 2002 4:14 pm
Subject: Help prevent a war against Iraq (Savaşa Dair 20)
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
The following was forwarded to me. Please keep the
chain going as these type of messages only spread
through word of mouth.

Dan (A.C.P.)
****************

The Bush White House is aggressively promoting war on
Iraq, against
the advice of its diplomats, and without strong
support from Congress,
the American public, or our allies.

Please join me in signing an online petition to oppose
a war that would
likely undermine both national and world security.
Let’s show our
representatives that they have strong public support
to stop this war.

If you join me in signing today, your comments will be
hand-delivered
to your Senators as part of a national day of action
on August 28th.
Constituent meetings are being organized with Senate
offices everywhere.

Sign the petition at:

   http://www.moveon.org/nowar/

It's important that we speak out against a war in
which many of our
young people, and likely many more innocent Iraqis,
would die.

Even top Republican leaders are publicly questioning a
war:

Brent Scowcroft, the former National Security Advisor,
says a U.S.
invasion of Iraq "could turn the whole region into a
cauldron and,
thus, destroy the war on terrorism."  He also says
"there is scant
evidence to tie Saddam to terrorist organizations, and
even less to
the Sept. 11 attacks."

Senator Chuck Hagel (R-NE) says the CIA has
"absolutely no evidence"
that Iraq possesses or will soon possess nuclear
weapons.

Henry Kissinger says, "The notion of justified pre-
emption runs
counter to modern international law, which sanctions
the use of force
in self-defense only against actual -- not potential
-- threats."
Kissinger also says, "American military intervention
in Iraq would be
supported only grudgingly, if at all, by most European
allies."

Dick Armey, the House Majority Leader (R-TX-26), says,
"I don't believe
that America will justifiably make an unprovoked
attack on another
nation.  It would not be consistent with what we have
been as a nation
or what we should be as a nation."

We've got to speak out too.  Please join me and do
your part, at:

   http://www.moveon.org/nowar/

Thank you.


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#133 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Mon Aug 26, 2002 6:35 pm
Subject: Fwd: Hiç Zaman Kaybetme... Hemen Şimdi... Savaşa Hayır... (Savaşa Dair 19)
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com
__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com
HİÇ ZAMAN KAYBETME... HEMEN ŞİMDİ…SAVAŞA HAYIR..
Zafer Aknar

Ve çocuklar ölüyodu..çamurdan kaskatı olmuş katran karası saçlarını okşarken parmaklarımın arasından kayıp gidiyodu hayatları..bi kaç tutam saç kalıyodu geriye..Ve toprağa düşer düşmez son kez bakıyodu yüzüne ama mutlaka bakıyodu..Ve gülümsüyodu….her çocuk ölüme giderken gülümser…aç bedenlerin inleme sesleri arasında güçü yerinde olan sırtına vuruyodu cansız minik bedenleri..en yakın çukura kadar taşıyodu…derin çukurların içi çocuk cesetleriyle doluydu…binlerce çocuğun üstüne tonlarca toprağı örtüyoduk..ve yolumuza devam ediyoduk…geride başuçlarına bir taş bile dikilmeyen toplu mezarlar bırakarak.. onbinlerce aç insan amerikanın Irak'ın tepesine yağdırdığı bombalardan kurtulmak için kaçıyodu..ve çocuklar ölüyodu..yaşlılar da…bombalar..açlık ve salgın hastalık onar onar…yüzer yüzer kırıyodu insanları..insanlar ağaç kabuklarını kemiriyodu..ve yukardan atılan yiyecek yardımlarının altında ezilerek ölüyolardı….herşey ölümdü..ölümden kaçmanın bi yolu yoktu..
ne tanrı..ne insanlık..ne medeniyet yanlarında değildi..yüzbinlerce insan ölümün kollarında unutulmuştu..
insanlığımız mayınlı tarlaların arasına sıkışmış kalmıştı..kıpırdıyamıyoduk..ölüm yanımazda dolaşırken bile ölümden korkuyoduk.. yüzümüz kızarıyodu..ölüm korkusundan utanıyoduk...
tarafsız diildik…o zaman da insanın kalbindeki sevgiye gönül vermiştik..Ve o zaman da bağırıyoduk…

Barış hemen şimdi…

savaş, filmlerde anlatıldığı gibi değildir..holivud senaryosu…şipilbörg filmi hiç değildir..size savaş filmleri izlete izlete..savaşı benimsettiler..şova dönüştürdüler..savaşın kokusu vardır beyler hanımlar…. eğer bu kokuyu duymamışsanız.. barışı sevemezseniz.
eğer yavuklunuzun, arkadaşınızın, kardeşinizin, çocuğunuzun üzerine sinmiş savaş kokusunu
derin derin içinize çekmediyseniz barışın değerini bilemezsiniz..ben çektim biliyorum…sizi kandırıyolar acılarınızdan bile savaş senaryoları üretiyolar…sevdiklerinizi cepheye sürüp başkalarının sevdiklerine düşman olmanızı istiyolar..
onlar kandan kan çıkarıyo beyler hanımlar bu oyuna gelmeyin….yok avrupa terörü destekliyomuş..yok öle diil boleymiş..amerika haklıymış..her devlet kandan beslenir hey savaş severler...her devlet düşman yaratarak yönettiği insanı kuzulaştırır…düşmansız devlet çıplaktır …devlet ayıbını örtmek için sıkı sıkı giyinir…bu pis oyunu artık bozun..
New York'taki ikiz kulelere saldırı olduğunda savaş makinası üreten şirketlerin hisseleri borsada tavan yapmış hey insanlık..bunlar kandan para yapar…sevdiklerinizin kanını yeşil dolarlara çevirtmeyin..
amerika sovyetlerin dağılmasıyla birlikte düşmansız kaldı beyler..insanlık silaha yatırım yapmayı istemiyor artık..yıllar önce çektikleri pis suratları herifleri tekrar tekrar göstererek bitkisel hayata girmiş nefretlere hayat vermeye çalışıyolar.. silahlarını satmak için gerekçe yaratıyolar..silah tüccarların vicdanı sızlamaz arkadaşlar..onlar vatansızdır..her akan kan onların cebini doldurur..barışı boğmak istiyolar..barış isteyenleri terör destekçisi diye damgalıyolar…hep aynı oyun hep aynı palavra.. ..arkadaşlarımızın çocuklarımızın ne suçu var..sizin ne suçunuz var..benim ne suçum var…paramparça ölümü haketmedik..insanca ölmek istiyoruz….
Barış bizim hakkımız…

usame bin ladeni cia kamplarında ben yetiştirmedim…talibanı rus işgalini kırmak için ben silahlandırmadım…üç beş silah fazla satmak için üç beş milyar dolar fazla kazanmak için ..yugoslavya da, ruanda da latin amerika da milliyetçilik din mezhep ayrımçılığını körükleyip insanları birbirine ben boğazlatmadım..askeri darbeleri ben yaptırmadım…faşist darbecilere bizim çocuklar diyerek kucak açmadım…insan haklarını amerikan çıkarlarına göre ben yorumlamadım…biz yorumlamadık.. bu dünyada yaşamanı sürdüren insanlar yorumlamadı..
amerikan kuklası şeriatçı rejimlerin..suudi ailesinin döktüğü kanları petrol uğruna ben görmemezlikten gelmedim…


üç beş global zengin daha çok kazansın diye günde milyonlarca çocuğu ölüme ben terk etmedim.. ..ne zannediyodunuz ki..
size psikologlarınız…sosyologlarınız..araştırma şirketleriniz anlatmadı mı..söylemedi mi…her yoksul insan bir canlı bombadır..yoksulluk ve çaresizlik insanı en tehlikeli bomba haline getirir..

daha öğrenemediniz mi..dünyanın tüm zenginlikleri üçbeş yüz adama akarken sizi o gökdelenlerde rahat oturmayacaklarını…holivudunuza hiç böle bi senaryo gelmedi mi..aklınıza böle bi film yapma fikrini kimse sokmadı mı…yoksulluk arttıkça ve bu dünyada adaletli bir paylaşım olmadığı sürece.. bir zaman gelicek ki sokakta yürümek bile olanaksızlışacak..kimse bunu kulağınıza fısıldamadı mı..
o yaptığınız bombalar bi işe yaramıyacak göreceksiniz.. insanların boğazlarına bomba yerine lokma koymayı öğreneksiniz ..öğretecekler size…

sovyetler dağıldığında zil takıp oynadınız..özgürlük çığlıkları attınız ..gerçek yüzünüz geç de olsa ortaya çıktı..komünist tehlike rüzgarlarıyla insanları 80 yıl oyaladınız…silahlandırdınız…halbuki gerçek tehlike sizdiniz..bilmeyenler öğrendi..küreselleşme adı altında…daha şık sömürme senaryolarını hayata geçirmek için toplandınız…tepenize taş yağdı anlamadınız..güzelim çiçek çocuklarını sokaklarda vurdunuz…hani komünist tehlike bitince barış gelecekti.. kandan beslenen pis suratları herifler..ne oldu şimdi….
taliban şeriatçı da…suudi ailesi daha az mı şeriatçı…usame bin laden teröristte..kuveyt emiri daha az mı terörist..
yeter artık savaş istemiyoruz..ben savaşı gördüm kokusunu duydum savaşa hayır..her zaman hayır..ve hemen şimdi hayır!!

zafer.aknar@...



Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
To unsubscribe from this group, send an email to:
Ozgur_Ogrenciler-unsubscribe@yahoogroups.com



Your use of Yahoo! Groups is subject to the Yahoo! Terms of Service.

#132 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Mon Aug 26, 2002 6:11 pm
Subject: Anneler Barış Ayaklarınızın Altında... (Savaşa Dair 18)
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
ANNELER BARIŞ AYAKLARINIZIN ALTINDA...
zafer.aknar@...

Arkadaşlarımızı savaşa göndermeyin..
Kardeşlerimizi de..
Sevgililerimizi de..
Onları savaş tacirlerinin sermayesi yapmayın..
Barış için şimdi..Ve bir sabah uyandığımızda,
bombaların göz yaşlarımızı kurutmasına izin vermeyin..
Çocuklarınızı talan ettirmeyin, yağmalatmayın..
Ölenler için değil...Barış için ağıtlar yakın..Barış
için ağlayın..
Anneler çocuklarınızı savaşa göndermeyin..
Siz hayır derseniz olur..
Siz bulaşık yıkamazsanız olur..
Siz evlerinizden, iş yerlerinizden çıkarsanız olur..
Siz tencereleri ters çevirirseniz olur..
Siz yemek yapmazsanız olur..
Siz sevişmezseniz olur..
Dikenli tellerle çevrili yataklarınızdan
doğrulduğunuzda; savaş için çocuk doğurmaya "hayır"
derseniz olur..
Siz hayatı boykot ederseniz olur..

Anneler cennet değil, barış ayaklarınızın altında..
Çocuklarınızın cennet vaadiyle kandırılmasına izin
vermeyin..

Üç-beş milyar dolar karşılığında bilinmeyen
topraklarda çocuklarınızı cepheye sürmeye
kalkıyorlar..
Hayır deyin..savaşa hayır..
Çocuklarınızın amel suratlı heriflerin dudakları
arasında paramparça olmasına izin vermeyin..
Bu bir gök gürültüsü..
Bu bir tufan..Ve alçalan gökyüzünün kıyamet yüzü..
Derimize süngülerle kazılan savaş sahneleri..
Ve dövmelerle süslü vahşi bir cümbüşün içinde kaybolan
eller..
Ve hep gönlünde örülen arap kısraklarının yelelerine
sarılıp ağlayan yüzler..
Sen bunu hak etmedin..
Ve sen çiçekli şalvarlarını sıyırıp öte kıyıda
beklemenin ne olduğunu bilirsin..
Evlat acısı çok büyüktür..sevgili acısı çok büyüktür..
Yatsı da memelerini kopartırcasına emen çocuğun
gözleri ....Ne güzel parlar..
Ve senin rahminde..ve kucağında insan eli değmemiş
cennet gibi kokar çocukluğumuz..
Bu kokuyu barışa bağışlayalım..Bu kokuyu leş
kargalarının sofrasına bir ziyafet,bir şölen
yapmayalım..
Anneler, bu satırların yazarı..savaş görmüştür..
Çocuklarınızın paramparça olmuş cesetlerini çuvaldan
kefenlere koyup..devasa çukurlara gömmüştür..Ve
çaresizliğine ağlamıştır..
Anneler savaş kötü bir şey..ona inanmayın..
Çocuklarınıza sıkı sıkı sarılın..kandan kına
yaktırmayın..
Göz yaşlarınızı, karanlık odaların sıvalarına
saklamayın..
Hep bir ağızdan barış şarkıları söylemek için..
Gözyaşlarıyla boğun sokakları..



__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#131 From: "bulutsuzemre" <bulutsuzemre@...>
Date: Sun Aug 25, 2002 5:46 pm
Subject: niye mi klip çekilmiyor söyleyim
bulutsuzemre
Offline Offline
Send Email Send Email
 
unıversal muzik şirketinin parası gittikçe azalıyor.bize klip çekecek
parası olmadığı gibi 4 aydır çıkara cağım  dediği pentagramın da
kasetini çıkartmıyor yani suç  bulutsuzluk değil.İnşallah diğer
kaseti çıkarmadan önce bi klip çekilir.

#130 From: arif karabulut <juanjuan_34100@...>
Date: Sat Aug 24, 2002 4:26 pm
Subject: bu yorgunluktan bıktım.. bıktım bastıran uykudan...
juanjuan_34100
Offline Offline
Send Email Send Email
 

bu yorgunluktan bıktım, bıktım bastıran uykudan... hani nerde umut.. bırak, açılsam sonsuza, dokunsam bir kere, devam etsem kesmeden, rahat rahat, bırak, bırak, vırak... Bu şarkının Nejat'ın en güzel parçası olduğunu düşünüyorum, kim ne derse desin. Gerçi iki parça hariç hepsini seviyorum diyebilirim ama bu senelerdir dilimde.. bu yorgunluktan bıktım.. bıktım bastıran uykudan...



Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes

#129 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Sat Aug 24, 2002 4:12 pm
Subject: Savaşa Dair 17
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Pahalı Savaş Rüzgarları
"Çok acaip bir hesap ve bilanço çıkıyor, insanı
ürkütmeden edemiyor doğrusu.." Ersel ve Madra, ABD'nin
Irak'ı vurma planlarını, operasyonun ABD ve Türkiye'ye
ekonomik maliyetini ve petrol fiyatlarına etkisini
1991 Körfez Savaşı ile kıyaslayarak irdeliyor.



--------------------------------------------------------------------------------
Açık Radyo
07.08.2002    Ömer MADRA
--------------------------------------------------------------------------------
  BİA (İstanbul) - Ömer Madra: Tek bir konu her şeyi
geride bırakmış gibi görünüyor: Savaş rüzgârları!
Birbiri ardından bir dizi toplantının üst düzeyde
yapıldığı ve artık kırmızı alarm verildiği haberleri
var. Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Irak'ı
vurması ve bu konuda da Türkiye'den destek alması
ihtimali giderek güçlenen ve hatta çok somutlaşan bir
durum oldu. Bunun aslında hem seçim gündemini hem de
Avrupa Birliği (AB) gündemini ikinci sıraya düşürmesi
gibi çok derin sonuçları da olması muhtemel. İstersen
hem Amerikan ekonomisi üzerindeki etkilerini hem de
Türk ekonomisi üzerindeki etkilerini biraz konuşmaya
çalışalım?

Hasan Ersel: Önce "Bu inşallah kötü bir rüyadır, bütün
bunlar olmuyordur" diyorum. Umarım bu hayalim gerçek
çıkar, çünkü bu gelişmelerden olumlu bir şey çıkması
olanaksız. Hem savaş çıkacak hem de bundan olumlu
sonuçlar çıkacak... Olacak şey değil... Sorunun
ekonomi ile ilgili yönüne gelelim... İktisadi zarar,
insan kaybının acıları yanında giderilebilir nitelik
ve boyutta olarak düşünülebilir.

Kabaca, Amerikan ekonomisi açısından bakalım: Savaş
maliyeti yüksek bir iş... Daha önce de değinmiştim,
giderek ABD, Avrupa gibi ülkeler için bir savaşı
yürütmenin maliyeti artıyor. Çünkü demokratik süreç
içerisinde toplum çocuklarının cephede ölmesini
istemiyor ve onların yaşamlarını korumak için hangi
yöntemler gerekiyorsa onlara başvurulmasını istiyor.
Yani sofistike silahlar kullan, uzaktan kumanda et,
vs. Tabii bu maliyeti yükseltiyor. Öte yandan modern
savaş da bu tür harcamaları zorunlu kılıyor. Sonuçta
savaş sermaye yoğun bir iş oluyor.

Körfez savaşında yarım milyon asker, 1200 tank

Üstelik küçük bir savaştan da söz etmiyoruz. Körfez
Savaşı'nı anımsatayım. Amerika'nın bu bölgeye
naklettiği asker sayısı yarım milyondu, 1200 tank
getirdi. Bugün teknoloji daha da ilerledi, daha çok
malzeme getirmesi gerekecek.

ÖM: Dünyanın en büyük askeri birimlerinden biri haline
geliyor.

HE: Körfez Savaşı÷nda bu rakamlara bir de 200 bini
aşkın müttefik askerini de eklemek gerekiyor. Bütün bu
askeri gücün harekât maliyetinin üstlenmek gerek.
Üstelik bu güçlerin eşgüdümü de bir yığın problem
doğuruyor. Dolayısı ile Amerika'nın böyle bir harekâta
başladığı zaman bunun maliyetini hesaba katması lazım.
Nasıl bir ekonomi şu anda Amerikan ekonomisi? Zayıf
değil güçlü, fakat epeyce de sıkıntılar yaşadı şu ara,
bütçe açığı var, böyle bir harekât bu açığı büyütecek.
Sonuçta da dönecek vatandaşlarına ve diyecek ki "vergi
verin!"

ÖM: Bu noktada ufak bir ekleme yapayım; NY Times
gazetesinde çok ayrıntılı bir yazı yayınlandı: "Bu,
muazzam bir yük getirir ABD ekonomisine" diyor. Zaman
gazetesi de bir değerlendirme yapmış ve belki biraz da
abartarak "ekonomiyi çökertebilir" şeklinde bir başlık
atmış. Orada "bütçede 165 milyar dolar açık vermesinin
de şokunu yaşıyor" diyor bu yıl, daha mali yılın
başlangıcından sadece birkaç ay geçmesine rağmen. Bir
de, ekonomik göstergeler de tabii iyi sinyaller
vermiyor.

"Amerika'ya savaşmak iyi gelir"

HE: Şu bazı basitleştiren açıklamalar vardı
"Amerika'ya savaşmak iyi gelir, talep artar, ekonomi
canlanır" ama bu iş pek öyle değil. Şu sırada "o
silahları yaptım" deyince Amerikan ekonomisinde
istihdam çok artacak gibi etkileri beklememek lazım.
Bu da söz konusu silahların özelliklerinden
kaynaklanıyor. Çok pahalı silahlar ama o silahları
yapmak için binlerce işçi kullanmanız gerekmiyor,
uzman 50-60 kişi kullanıyor, sofistike malzeme işin
içerisine giriyor. Kullanılan malzeme de sınırlı, yan
ürün olarak başka sanayilerden temin ettikleri de
sınırlı...

Tabii bu kadar sofistike bir silahın yapımıyla ilgili
prosedür de gizli olduğu için bunların özel kullanıma
yansıması da hiç olmazsa çok gecikme ile oluyor. Böyle
olunca, 'binlerce askeri cepheye gönderip hepsini
elbise diktirsek, bir yığın insan da tekstil sanayii
geliştiği için iş bulur' diye düşünebildiğiniz bir
savaşa benzemiyor. Endüstriler arası istem yaratma ve
istihdam etkisi zayıf.

Bu anlamda iktisadi bir nedenle Amerika'nın bu
maceraya atıldığını söylemek zor. Buna mukabil
Amerika'da 'Irak÷dan gelen bir tehlike vardır' diye
kamuoyu yaratıldığı doğru. İç politik nedenlerle
kullanılır bir malzeme olduğu da gözüküyor. Bir de
tabii petrol meseleleri var. Ama kısa vadede bu da
kaygı verici. Bu harekât uzadığı takdirde ne olur?
1990-1991'i hatırlayalım; petrol fiyatları hemen
fırladı.

ÖM: Evet, muazzam bir yükselme oldu, arş-ı âlâya
yükseldi.

HE: Ama o zaman bundan bazı ülkeler zarar görecek.
Amerika yedek stratejik rezervlerini
arttırabilir...Japonya'yı düşünelim, O ne yapacak?
Japonya petrolde tamamen dışarı bağlı bir ülke. Avrupa
büyük ölçüde bağlı bir ülkeler topluluğu. Dünya petrol
fiyatları yükseldiği takdirde bu ülkeler çok zarar
görmüş olacaklar.. Bu durumda akla Rusya'nın
dışsatımını artırıp artırmayacağı sorusu geliyor. Bu
sonucu epeyce etkiler. Onu bilemiyorum tabii.

Varili 15 dolardan 40 dolara

ÖM: Peki petrol fiyatlarının böyle aniden muazzam
yükselmesinin temel nedeni nedir?

HE: Birkaç olay bir arada oluyor, bir tanesi ülkeler
taleplerini arttırıyorlar, çünkü herkes stratejik
rezerv olarak tuttuğu miktarı artırmak istiyor.
İkincisi, savaş ortamında Körfez bölgesinden petrol
getirmek de zorlaşıyor. Hatırlarsanız 1988'de
Körfez'de bir tanker savaşı başlamıştı. İran da Irak
da, Körfezde seyreden tankerleri vurmaya
başlamışlardı.

Sigorta primleri yükselmiş, bu bölgeye giden tanker
sayısı düşmüş, navlun yükselmişti. Bir de bölge
ülkelerinin üretimi kesmek zorunda kalması söz konusu.
Irak, kazara veya bilerek, diğer ülkelerin petrol
tesisleri üzerinde zarar verici bir işlem yapabilir.
Körfez Savaşı sırasında Kuveyt'te yapmıştı. Bütün bu
sunumu kısıcı etkiler istemin de artışı ile beraber
fiyatların yükselmesine yol açıyor. Bir de spekülatif
davranışları buna eklemek gerekir Bunu kontrol etmek
de çok zor.

ÖM: Yani o tarihte, 1990'da varili 15 dolardan Ekim'de
doruk noktasına çıktığında 40 dolarlara yükselmiş.

HE: Şimdi diyelim ki sonbaharda böyle bir harekât
başladığını düşünelim. Türkiye÷de havaların soğumağa
başladığı dönemde bu petrol faturamızı kabartabilir.
Bu da enflasyon üzerinde baskı yaratabilir.

ÖM: Yani ABD'nin bu stratejik petrol depolaması, bu
yıl müthiş de arttırılmış herhalde böyle bir olası
saldırı düşünülerek, Enerji Bakanı Spencer Abraham'a
100 milyon varil daha arttır denilmiş. Akıp
duruyormuş, günde 150 bin varillik bir kapasite Ocak
başından beri. Ama kullanır mı kullanamaz mı? Yani, bu
da var.

HE: Tabii bir de şunu düşünmek lazım, Amerika'nın
yakıt tüketimi de artacak. Çünkü sonuçta uçaklar
binlerce uçuş yapacak, gemiler gidecek, gelecek...
Bunların hepsi yakıt tüketimini artıran olaylar. ABD
bir yandan bunları karşılayacak öte yandan da iç
piyasayı altüst etmemeye çalışacak. Özetle ihtiyat
nedeni ile petrol istemi çok yükselecek. Bunun da
petrol fiyatlarını artırması normal.

250 bin asker senaryosu

ÖM: Bu Irak operasyonunun ABD ekonomisi üzerinde ciddi
etkileri, hele bu bütçe açığı ve piyasalarda,
teknoloji piyasaları başta olmak üzere borsalardaki
problemleri de düşünecek olursak, o kadar da kolay
hesaplanabilir bir risk faktörü değil herhalde?

HE: Tabii bütün bunları bir senaryo çerçevesinde
konuştuk. Hani böyle 250 bin Amerikan askerinin
geldiği, uzunca süren bir kara harekâtını da içeren
senaryo... Başka senaryolar da var. Daha çok Irak'ta
birilerinin mevcut rejime karşı ayaklanmasına dayanan
senaryolar... Tabii o zaman bu tür iktisadi etkiler
çok daha az olabilir...

ÖM: Geçen senaryolardan bir tanesi.

HE: Ama yanlış bilmiyorsam, bu 250 bin kişi gelecek
diye bir senaryo var değil mi?

ÖM: Var tabii. En kuvvetle üzerinde durulan
senaryolardan biri, 250 bin Amerikan, 25 bin de
Britanya askerinin geleceğini söylüyorlar. Peki
Türkiye'nin kara kuvvetleri ile katılması söz konusu
mu idi bilmiyorum.

İncirlik ve ötesi

HE: Şimdiye kadar bu söz konusu olmadı, şu ana kadar
gazetelerde benim okuyabildiğim kadarı ile bütün sorun
Amerika'nın İncirlik hava üssünü kullanma talebi ile
sınırlı. Bir de haber alma uçuşları var...

ÖM: İncirlik'in ötesinde de bazı diğer üslerden
bahsediliyor.

HE: Haber alma dediğim işte onlar.

ÖM: Tabii bir de Türkiye'nin nükleer saldırılara karşı
gaz maskesi gibi hazırlık, vs. başka durumlara da yol
açabileceği belirtiliyor ama Türkiye konusu belki daha
sonra girer. Amerikan ekonomisi üzerindeki etkiler
konusunu tamamlayabiliyor muyuz bu şekilde?

HE: Evet, Amerika üzerinde bunun bir iktisadi baskı
yaratacağı, Amerikan bütçesinde açık verdiği, pek öyle
dengelerin tutturulamadığı bir dönemde olduğunu göz
önüne alıp, ekonomik bakımdan Amerika'yı
zorlayabileceğini saptamamız lazım. Ama Amerika bu
nedenle batacak filan değil...Savaşın maliyetine
ilişkin büyüklükleri Amerika'nın milli geliri ile
karşılaştırdığınız zaman hala küçük.

ÖM: Şimdi, gelelim gittikçe kuvvetlenen savaş
rüzgârlarının Türkiye'ye ekonomik ağırlıklı
yansımasına. Siyasi bakımdan da son derece büyük
değişiklikler olması beklenebilir; zaten Başbakan'ın
yaptığı açıklamada da buna benzer imalar vardı.

1991'de Türkiye'ye olanlar

HE: Biz de galiba göçebe geçmişimizi hatırlasak iyi
olacak, bu civar fazla ısındı. Dün sen Açık Radyo÷da
söylüyordun, "İran ve Suriye sırada" diyorlarmış
birileri... Amerikalılar bizim dolayımızda olan hemen
herkese kızıyorlar gibi...İyi komşu seçememişe
benziyoruz. Türkiye'nin bundan etkilenmemesi mümkün
değil.

Allah korusun diyerek harekât olduğunu düşünelim.
İnsanlar kaçabilir, kaçtıklarında sığınabilecekleri
yerlerden birisi de Türkiye'dir. Biz daha evvel de
bunu yaşadık. Bu defa, Iraklı Kürtler değil, Araplar
da kaçacak yer arayabilir. Çünkü savaş bölgesi oluyor
ülke. İkinci olarak, orada bir sınır ticareti, öyle
veya böyle, hep var, o da darbe yiyecek. Körfez Savaşı
dönemi istatistiklerine baktım birkaç gün önce, ne
olmuştu diye hatırlamaya çalıştım.

1990'da bir şey olmamış, fakat 1991'de savaş başlar
başlamaz Türkiye'de mevduat çekilişi olmuş, hem TL ve
hem de döviz... Üretim 3 aylık dönemde düşüyor,
fiyatlar artıyor. Özetle kazasız belasız geçti gibi
görünen 1991'in ciddi bir faturası oluyor Türkiye'ye.
Sadece Türkiye değildi, hatırlıyorum 1991 harekatı
başladığında İsviçre'de dükkanlarda makarna bitmişti,
savaş bize de gelir diye. Yani insanların o durumda ne
yapacağı belli olmuyor ve "niye böyle yapıyorsunuz?"
da denmez. Heyecanlanıyor insanlar ve günlük yaşam
tahrip oluyor, toparlanması da vakit alıyor.

Elbette ki ülkemizin sınırları dolaylarında bir savaş
olduğu takdirde Türk Silahlı Kuvvetleri de daha üst
bir hazırlık düzeyine geçecektir. Bunun da ek bir
maliyeti var. Neyin üzerine bunlar geliyor? Son derece
kritik bir kamu dengesi üzerine...Üstelik faizler
yükseldiği için kamu borcu çevrilebilir mi diye
herkesin kaygı duyduğu bir dönemde.Böyle bir gelişme
kamu bütçesindeki sorunu daha da büyütür. Bu takdirde
de Türkiye'nin gelecek sene kendisini yola sokmasını
çok çok güçleştirir. Bir de siyasi bakımdan zaten pes
etmiş bir iktidar var.

Savaşın çıkacağını bildin...

ÖM: Böyle bir ortamda, IMF ve diğer ekonomik
reformların titizlikle uygulanmasından sorumlu bir
otoritenin de asıl eforunu, bütün vizyonunu böyle bir
savaş durumuna çevireceği düşünülebilir. O da çok
kompleks aslında, birbirini son derece etkileyen bir
olaylar zinciri ile karşı karşıyayız yani.

HE: Yanlış anlaşılmayacağı umuduyla şunu belirteyim:
Biz bu reformları uygulama süreci içerisinde zaten
ekonomik bünyemizde zayıflıklar yarattık. Reform
süreci nedir? Varolan bir şeyi değiştiriyorsunuz,
değişip yeni düzen kuruluncaya kadar tabii ki varolan
da bozulmuş oluyor, yenisi de kurulmamış oluyor, zayıf
dediğim bu.. Kötülük yapıldı anlamına söylemiyorum,
ister istemez böyle oluyor. Şimdi zayıflık anında
işleri zorlaştıran yeni bir etmen ortaya çıktı- savaş
tehlikesi....

Savaş zaten özel iktisat politikaları uygulanmasını
gerektiren bir olaydır. II. Dünya Savaşından bir örnek
vereyim. İngiltere'de savaş ekonomisi yönetimi
kurulmuştu, Winston Churchill hiç sevmediği John
Maynard Keynes'i getirmişti başına, "savaşı çıkacağını
bildin bari bu işin içinden nasıl çıkacağımızı da bul"
diye. Bu gibi durumlarda "o kararı filan arkadaşımız
alsın" diyemeyiz, bunun arkasında bütün siyasi
güçlerin ağırlığının olması gerekir. Ancak böyle
davranılırsa heyecan yatışır, yoksa "filan bakan
ekonomiden sorumlu, geri kalan bakanlar ekonomiden
sorumsuz" biçiminde işbölümüyle savaş iktisadı
yürümez.

ÖM: Peki bütün bunlara demin ABD için konuştuğumuz bir
etmeni de tekrar getirebilir miyiz? Petrol
fiyatlarındaki yükselişin Türkiye'deki ekonomiye nasıl
bir etkisi, yansıması olacaktır?

Petrol, maliyetler, ihracat

HE: Türkiye petrolde dışarıya bağlı bir ülke, bu ne
kadar yumuşatılmaya çalışılırsa çalışılsın, bir,
ödediğimiz petrol faturasını şişireceği için etki
yaratır. İki, petrol doğrudan veya dolaylı olarak,
ulaştırma yoluyla hemen hemen her malın fiyatına giren
bir şeydir.

Dolayısı ile bu içeride fiyatlar üzerinde olumsuz bir
etki yaratacaktır. Maliyetler üzerinde etki yarattığı
için belki ihracatı da olumsuz etkileyecektir. Bundan
da kaçınmanın yolu da yok. Dünya ölçüsünde petrol
sunumunu tekrardan düzenleyen bir yola gidilmezse
tabii... Ama bunun da olacağını sanmıyorum. Çünkü
büyük bir olasılıkla bu tür harekâta başlayacak olan
ülkeler, Amerika, İngiltere gibilerinin kendilerini
bunun çok kısa zamanda biteceğine inandırmak
durumundadırlar; "biz bir harekâta başlayacağız, 6 ay
mı sürer, 1,5 yıl mı sürer?" diyeceklerini sanmıyorum.
Ama bitmeyebilir de bu harekât... Ben kendi hesabıma
böyle bir harekât ile neyin çözüleceğini pek anlamış
değilim. Yani Saddam Hüseyin'i iktidardan indirmek
için mi yapılıyor yoksa Irak yeniden mi kurulacak?
İkincisiyse bu nasıl yapılacak? Kim yapacak bu işi?
Kaç ayda?

ÖM: Evet, ülke inşası gibi bir terim ortaya atılmıştı
ya. Ülkenin yeniden inşası Afganistan için de
söyleniyor ve genel olarak Amerika'nın 'nation
building' diye adlandırılan böyle bir teorisi var, ama
bu projenin kimin tarafından gerçekleştirileceği
doğrusu çok yerinde bir soru. Çünkü herhalde orada
kalmayacaklar, o en radikal senaryoyu alırsak diyelim,
o 250 hatta 300 bin kişiye varan bir büyük kuvvetin
oraya gittiğini, herhalde dönecekler?

HE: Ama ondan sonra bu işin maliyeti devam edecek,
yeniden yapılandırma neyse. Bir soru sorabilir miyim?
Prusya ne zaman demokratik bir Almanya haline dönüştü,
ne kadar süre aldı bu?

Şarkın Prusyası

ÖM: Cem Kum "Kurşun Asker" programında uzun boylu
anlatmıştı, çok yüzyıl sürmüş...

HE: Irak'ın bir tanımı var literatürde, 'Irak Şarkın
Prusyası'dır diye, Şarkın Prusyası'nı şarkın
demokrasisi haline getirmek için kaç yıl bekleyeceğiz?
Bu gayreti kim gösterecek, bunun sorumluluğunu kim
paylaşacak? Askeri operasyon bitse bile mali külfet
bitmeyecektir. Askeri operasyondaki zarara göre,
mesela Irak'ın petrol tesislerinin tekrardan çalışır
hale gelmesi -bilmiyoruz tabi nasıl bir harekat
olacak, diyelim ki zarara uğradı- onların toparlanması
vakit alacak.

Irak bu arada kendini savunurken civarına ne kadar
zarar verebilecek güçtedir bilmiyorum, ama verirse
onların düzelmesi... Peki bütün bunlardan sonra işler
yoluna girerken, o süreç başladığında birilerinin
desteği olmadan kendiliğinden devam edemeyecek. Bütün
bunlara baktığınız zaman bir ülkenin, ABD'nin ya da
İngiltere'nin üstlenip götürebileceği programın çok
ötesinde bir şey.

ÖM: Evet, varolup olmadığı konusunda çok ciddi
tereddütler bulunan bir takım tehdit silahları, ki
UNSCOM'un mevcut ve eski bütün yöneticilerinin de
böyle kitle imha silahlarına sahip olmadığını çok net
bir dille söyledikleri bir dönemde, ne idüğü belirsiz
bir tehdit uğruna şimdi muazzam kayıpların da,
bedellerin de içine girdiği bir hesaba giriliyor diye
söyleyebiliriz.

Bir kere Ortadoğu meselesi, ki son yıllardaki en kanlı
ve vahim hale geçmiş durumda, Filistin, çıkan
istatistikler, vs. hakikaten yürek dayanmayacak
ölçüde. Benzeri istatistikleri Irak için de görmüştük,
savaştan sonraki ambargonun etkileri üzerinde, şimdi
bu yeniden inşa sürecinde Filistin ve Irak'ı birlikte
de ele almak gerekiyor. Siyasi bakımdan o hiç yok. Öte
yandan Türkiye'nin büyük projeleri, batıya yönelik
çabaları ve reform çalışmaları da adamakıllı
etkilenebilir uzayan bir savaşta. Komşuda geçiyor ve
bizim de bütün Türkiye'nin topraklarının, üslerinin,
hem mülteciler için hem de saldırı için kullanıldığı
bir dönem. AB projesine de doğrusu ne kadar konsantre
olabilir iki taraf da, hem AB hem de Türkiye.
Bilemiyorum bu durumda. Çok acayip bir hesap ve
bilanço çıkıyor, insanı ürkütmeden edemiyor doğrusu.

Arap dünyasının tavrı

HE: Biraz daha uzun vadeli düşününce beni çok rahatsız
eden bir konu var. Çok fazla bilgim yok Arap dünyası
hakkında ama bazı akademisyenleri tanıyorum. Onlarla
daha önce görüşmüştüm. Açık Radyo÷da da anlatmıştım.
Şu anda Arap dünyasının tutumu 1990 savaşından çok
farklı. 1990 savaşında Irak başka bir Arap ülkesine
saldırmıştı. Şimdi Arap dünyası özellikle
Filistin-İsrail olayları nedeni ile bu olayı Arap
dünyasına bir saldırı olarak görüyor. Yani, olayı
Saddam Hüseyin rejimine karşı olarak görmekten epeyce
uzakta...Bence Türkiye açısından bir maliyeti var bu
bakış açısının hakim olmasının.... "Siz de Arap
dünyasına saldıranların yanında yer aldınız"ithamına
hedef olmamız olasılığı yüksek.

ÖM: Hem de İsrail'le askeri ve ekonomik sıkı bağları
da olan bir ülke olarak.

HE: Onu daha evvel sulh zamanında takdir bile etseler,
şimdi olumsuz bir etmen olarak görünüyor. Önümde bir
liste var, 1991 savaşına katılan koalisyon ülkeleri 30
tane... İsviçre bile katılmış. Şimdi yok öyle bir
koalisyon, biz varız sadece işin içinde. Bu bizim ne
olsa ticaret ortağımız olan bir çok Arap ülkesi ile
olan ilişkilerimizi zorlaştırır. İşin sadece ticari
boyutu ile ilgileniyorum anlamında söylemiyorum, başka
boyutları da var... Onlar da Türkiye açısından önemli.


Türkiye'nin dışsatım başarımını değerlendirmek için
Avrupa'ya yaptığı dışsatıma bakmamız gerektiği açık.
Ama bu ikincil pazarların ihmal edilmesi anlamına
gelmiyor. Bizim oralarla iktisadi ilişkilerimizin
yürümesi Türkiye'ye kazanç sağlar. Savaş bunu bozar.
Amerika'nın 1958÷de İncirlik üzerinden Lübnan÷a
müdahale etmesi, Türkiye'nin dünyası ile arasının
1967'ye kadar bozulmasına yol açmıştı. 1967
Arap-İsrail savaşı sırasında Süleyman Demirel
başbakandı. İsrail'den büyükelçimizi geri
çağırmıştı...Arap dünyasıyla olan ilişkilerimiz ancak
bundan sonra biraz düzeldi.

ÖM: Mesela gene New York Times'daki çeşitli yazılardan
gördüğüm gibi Kuveyt kraliyet ailesinden bir prens
"bunun mevcut durumda, Ortadoğu'nun ateşler içinde,
Afganistan'ın kargaşa içinde olduğu sırada bölgede
açılacak üçüncü bir cephede bunu gerçekten bir
zamanlar çok sık söylenen bir medeniyetler savaşına
gerçekten döndürür" demiş, ki Kuveyt'te çok yakın
ilişkide olduğu hatta Amerika'nın kurtardığı bir
ülkenin yöneticisi.

Bir tek Türkiye

HE: Arap dünyasında algılama biçimi, 'Irak'ta çok kötü
bir rejim var, etrafını tehdit ediyor' değil, 'Arap
dünyasına karşı bir saldırı var'a yaklaşıyor. Bu da
sanıyorum Amerika açısından hatalı bir tutumu
sergiliyor. Amerika böyle mi görünmek istiyor?

ÖM: Öyle görünmek istemediği ve bu imajı düzeltecek
şeyler peşinde olduğu da söyleniyor ama bunun bir
belirtisine de rastlamadığımı ben kendi payıma çok
taramaya çalışan biri olarak söyleyeyim. İkincisi de
Yapılan açıklamalardan sonra, dün gazetelerde yer alan
ve herhalde bütün televizyonlarda da konuşulan,
Türkiye'nin bir şekilde yardımcı olarak angaje olduğu
netleşince, Britanya da bir tek tereddüt kalıyor, onun
dışında başka bir ülke yok zaten. Ürdün Kralı Abdullah
da çok net bir şekilde, 2 gün önce bir açıklama yaptı
"bu işin içinde asla yardımcı olarak olmayacağız,
Araplar açısından bu bir felaket olmasa bile çok ciddi
sorunlar getirir" dedikten sonra, "bir tek Türkiye
kalıyor, ki bu da büyük bir yalnızlık ve izolasyonu da
beraberinde getirme tehlikesi de taşımıyor mu?" diye
soruyor insan.

HE: 1990-91 savaşı sonucu Irak'ın asker kaybı 100 bin
ölü, 300 bin kadar yaralı idi, rakamlar büyük. "Bunda
tabii Irak'ın kendi kabahati var, saldırmasaydı"
diyebiliriz ama, savaş olunca da böyle oluyor. Bunları
da unutmamak lazım.

ÖM: Ondan sonraki ambargoyu da eklersek, ki 500 bin
çocuğun öldüğü hesaplanıyor sırf o korkunç şartlardan
ötürü ve bir de kimyasal etkilerden dolayı: artan
kanser, vs. diğer hastalıkları da işin içine
katmıyoruz. Bir büyük kayıp da hiç görülmemek ve
tartışılmamakla beraber benim özel hastalığım
-saplantım diyelim istersen- bu iklim ve çevreye
yapılan tahribat ki, giderek çok iç karartıcı
raporların geldiği sırada savaşların aslında çok ciddi
olumsuz katkıları olduğunu da hesaba katmak gerekiyor.
90 savaşında mesela iklime verilen zarar konusunda BM
bir rapor hazırlamış ve açıklanmadı bu, çünkü ABD
engellemiş.

HE: İnşallah bütün bunlar, yanlış yolda olduğumuz
şeklinde bir hatıra olarak kalır da hiçbir şey olmaz.

ÖM: Rüyadan da güzelce kahkahalar içinde uyanırız.
(ÖM/NM)

* Ekonomi Notları, 1 Ağustos 2002'de Açık Radyo'da, 5
Ağustos 2002'de www.aciksite.com'da yayınlandı.

* Siyah vurgular ve ara başlıklar Bianet'e aittir.




__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#128 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Sat Aug 24, 2002 3:42 pm
Subject: Savaşa Dair 16
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
11 Eylül'ün izi Hiroşima'da-J.Berger
  04-07-2002 Radikal
The Guardian-JOHN BERGER: Yazar ve eleştirmen
Bush, 'Bizden neden nefret ediyorlar' diye sorduğunda
Hiroşima'yı düşünsün, ama o, altı yıldızlı otelin
yöneticilerinden biri ve hiç dışarı çıkmıyor

Artık, Amerikan bombardımanları sonucu Afganistan'da
hayatını kaybeden sivillerin sayısı, ikiz kulelerde
hayatını kaybeden
sivillerin sayısına eşitlendiğine göre, belki meseleyi
daha az trajik olmamakla birlikte daha geniş bir
perspektiften inceleyebilir ve şu soruyu sorabiliriz:
Kasıtlı olarak öldürmek, sistematik olarak ve
körlemesine öldürmekten daha şeytani ve ayıp mı?
Sistematik diyoruz, çünkü ABD silahlı kuvvetlerinin bu
stratejisi Körfez Savaşı'yla başladı.
Sorunun cevabını bilmiyorum. Yerde, B-52 uçaklarının
attığı bombaların arasında ya da Manhattan, Church
Street'te yükselen boğucu kesif dumanın ortasında
belki de etik karşılaştırmalar yapmak mümkün olmaz.
11 Eylül günü, televizyon seyrederken hemen 6 Ağustos
1945'i hatırladım. Biz Avrupa'da, Hiroşima'ya atılan
bombanın haberini, aynı günün akşamı duymuştuk. İki
olay arasında hemen kurulabilecek ortak noktalar: Duru
bir gökyüzünde ansızın beliren bir ateş topu, sabah
işlerine giderken saldırıya uğrayan siviller, açılmaya
hazırlanan dükkânlar, derse başlamak üzere olan
öğrenciler. Sonra da vücutların havada uçuşması, tüm
bunların küle dönüşmesi ve her yerin moloz yığını
haline gelmesi. Her iki olayda da o güne dek hiç
kullanılmamış olan yepyeni bir silahın varlığı: 60 yıl
önce atom bombası, geçen sonbaharda ise bir yolcu
uçağı. Sarsıntının merkezinde, her şeyin ve herkesin
üstünü örten kalın bir toz tabakası.
İçerik ve ölçek farklılıkları elbette çok büyük.
Manhattan'daki toz radyoaktif değildi. 1945 yılına
gelindiğinde ABD, üç yıldır Japonya'yla savaş
halindeydi. Bununla birlikte her iki saldırı da, birer
duyuru olarak planlanmıştı. Her ikisine de tanık
olanlar, dünyanın artık eskisi gibi olmayacağını, her
yerde risk olduğunu, dupduru bir sabahta dünyanın
tamamen değiştiğini biliyorlardı.
Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan bombalar Amerika
Birleşik Devletleri'nin bundan böyle dünyadaki süper
silahlı güç olduğunu duyurmuştu. 11 Eylül saldırısı
ise, bu gücün artık kendi evinde bile güvende
olmadığını ilan etti. İki olay, tarihsel bir dönemin
başlangıcını ve bitişini belirledi. Başkan Bush'un 11
Eylül'e tepkisi, önce 'Sonsuz Adalet', sonra 'Kalıcı
Özgürlük' olarak adlandırılan 'terörizme karşı savaş'
kavramı bir yana, geçtiğimiz altı ay içinde
karşılaştığım en acıtıcı ve yaralayıcı yorum ve
analizler Amerikan vatandaşlarınca yapıldı ve yazıldı.
Şu anda Washington'da bulunan karar mercilerine karşı
çıkanlarımıza
yapılan 'anti-Amerikanizm' suçlaması söz konusu
politikalar kadar kısır. Halihazırda dayanışma içinde
bulunduğumuz sayısız 'anti-Amerikanizmci' Amerikan
vatandaşı var.

Amerikalı aydınlar!
Buna karşılık bu politikaları destekleyenler de var.
Aralarında Francis Fukuyama ve Samuel Huntington gibi
60 entelektüelin de bulunduğu birçok Amerikan
vatandaşı, geçenlerde bir ortak bildiriye imza atıp
genel olarak 'adil' savaş kavramını, özel olarak da
Afganistan'daki 'Kalıcı Özgürlük' harekâtını ve
terörizme karşı sürdürülen savaşı akladı. Bildiri
ABD'de birçok yayın organında yayımlandı, Le Monde'da
ve başka Avrupa gazetelerinde de görüldü.
Onlara göre, adil bir savaşın ahlaki gerekçesi,
savaşın nedeninin masumları kötülere karşı korumak
olmasıydı.
Böyle bir savaşta, savaşa katılmayanların
bağışıklığının da mümkün olduğunca korunması
gerektiğini de belirtmişlerdi.
Metni masumca okursak (ki elbette bu metin masumca ve
spontane yazılmadı) insan şöyle bir hisse kapılıyor:
Birtakım sakin, akıllı, efendi, usta bilim adamı,
uzman, saygıdeğer kişi bir araya gelmiş, emirlerinde
de muhteşem bir kütüphane varmış (hatta belki, ara
verdikleri zamanlar kullandıkları güzel bir de havuz
olabilir) bunlar huzurlu huzurlu, hiç acele etmeden
tartışmışlar, konuşmuşlar sonunda bir karara varmışlar
ve kararlarını da bize sunmuşlar. Sanki bu toplantı da
sadece helikopterle ulaşılabilen, geniş bir araziye
kurulu, çevresi çok çok yüksek duvarlarla çevrili, bu
duvarların dibi nöbetçilerle dolu efsanevi bir altı
yıldızlı otelde yapılmış. Yani düşünen adamlarla
normal halk arasında hiçbir bağlantı yok. Birbirlerine
rastlama ihtimali de yok. Sonuç olarak da, tarihte
olanlar ve bu otelin duvarları arkasında olanlar kabul
edilebilir ve bilinebilir şeyler değil.
İzole edilmiş Delüks Turist Etiği.
1945 yazına dönelim. Napalm bombaları Japonya'nın en
büyük kentlerinden 66'sını yakıp kavurmuş. Tokyo'da 1
milyon sivil evsiz kalmış, 100 bin kişi ölmüş.
Bombalama harekâtının başındaki General Curtis Lemay'a
göre ölenler 'kavrulmuş, çıtır çıtır kızarmış.' Başkan
Franklin Roosevelt'in oğlu ve sırdaşı, "Japonların
sivil halkının yarısından çoğunu imha edene kadar"
bombalamanın sürmesi gerektiğini söylemiş. 18
Temmuz'da Japon İmparatoru, Roosevelt'in yerine gelen
Başkan Truman'a telgraf çekerek bir kez daha barış
istemiş. Bu mesaja hiç aldırış edilmemiş.

Böyle buyurdu amiral
Hiroşima'nın bombalanmasından birkaç gün önce Amiral
Radford "Japonya, göçebe bir halkı olan, kentsiz bir
ulus olacak" buyurmuştu. Kentin merkezindeki bir
hastanenin tepesinde patlayan bomba yüzde 95'i sivil
100 bin kişiyi anında öldürdü. Bir diğer 100 bin kişi
de yaralardan ve radyasyon etkilerinden, daha sonra
öldü.
Başkan Truman, "16 saat önce bir Amerikan uçağı,
önemli bir askeri üs olan Hiroşima'ya bir bomba attı"
diye duyurdu olayı. Bir ay sonra, Avustralyalı
gazeteci Wilfred Burchett'in imzasını taşıyan ilk
sansürsüz haber yayımlandı. Gazeteci, kentteki bir
seyyar hastaneyi ziyareti sırasında tanık olduğu
inanılmaz vahşeti anlatıyordu.
Bombayı planlayan ve üreten Manhattan Projesi'nin
başkanı General Groves, kongre üyelerine radyasyonun
hiçbir şekilde 'aşırı acı çekmeye' neden olmadığını,
hatta 'söylenenlere göre, radyasyonla ölmenin zevkli
bir şey olduğunu' hararetle anlattı. 1946'da, Amerikan
stratejik bombalama araştırması şu sonuca vardı: Atom
bombası atılmasaydı da Japonya teslim olacaktı.
Olayların gidişatını benim yaptığım gibi kısaca
anlatmak elbette her şeyi fazlasıyla basitleştiriyor.
Manhattan Projesi, 1942'de Hitler gücünün
doruğundayken ve Alman bilim adamlarının atom
bombasını üretme riski varken start almıştı. Bu risk
artık yokken Amerika'nın Japonya'ya iki atom bombası
atma kararı, Japon silahlı kuvvetlerinin Güneydoğu
Asya'daki harekâtının ve Aralık 1941'de Pearl Harbor'a
düzenlediği sürpriz saldırının ışığında
değerlendirilmeli. Manhattan Projesi'nde çalışan ve
Truman'ın kararına karşı çıkıp hiç değilse ertelemeye
çalışan bazı kumandanlar ve bilim adamları da vardı.
Yine de, her şey olup bittikten sonra, Japonya'nın 14
Ağustos'ta teslim olması uzun süredir beklenen bir
zafer gibi kutlanmadı. Çünkü tam ortasında ıstırap ve
körleştiren bir körlük vardı.
Bu hikâyeyi, altı yıldızlı efsanevi otellerinde kalan
60 Amerikan düşünürünün kendi tarihlerinin
gerçekliğinden bile ne kadar uzak olduklarını
göstermek için anlattım. Ayrıca, 1945 yılında başlayan
Amerikan 'silahlı' egemenliğinin, ABD'nin yörüngesi
dışında kalan herkes için ne kadar mesafeli, umursamaz
ve acımasız olduğunu hatırlatmak için. Başkan Bush,
"Neden bizden nefret ediyorlar?" diye kendine
sorduğunda, biraz da bunları düşünsün -ama o, altı
yıldızlı otelin yöneticilerinden biri ve hiç dışarı
çıkmıyor.
(1 Temmuz 2002)


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
Yahoo! Finance - Get real-time stock quotes
http://finance.yahoo.com

#127 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Thu Aug 22, 2002 3:20 pm
Subject: Savaşa Dair 15
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Yeni ABD konseptinin dinamikleri-B.Tütmez
  23-07-2002
Evrensel /HABER ANALİZ / Bülent Tütmez
ABD emperyalizminin, Irak’a saldırı planlarını
çeşitlendirip basına sızdırmasıyla birlikte,
operasyonun kaçınılmazlığı üzerine genel kanı da
oluşmaya başladı. 11 Eylül sonrasında yaşadığı ‘iç
tartışmalar’ın ardından eğilimini İsrail ve İngiltere
ile birlikte gerginliği tüm dünyaya yaymak olarak
belirleyen ABD içindeki çete, gerçekte Soğuk Savaş
sonrasında geliştirilen ve adına ‘ulusal güvenlik
stratejisi’ denilen konseptlerden bir yenisini
uygulamaya geçirmiş bulunuyor. ABD’de -ulusal güvenlik
danışmanlarınca hazırlanarak- Sovyetler Birliği’nin
yıkılışını takip eden dönemde birbiri ardı sıra
uygulamaya konulan stratejiler; her geçen gün daha da
pervasızlaşan ve tüm dünyada etkili olan saldırı
programlarına dönüşüyorlar.

Pery ve Brzezinski konseptleri
Körfez Savaşı sonrasında iktidara gelen Demokrat Parti
lideri Clinton, ‘Oval Ofis ile Uzakdoğu arasında
sürdürdüğü mekik diplomasisi’ boyunca, önüne konulan
iki temel konsept arasından seçime zorlanmıştı.
Bunlardan ilki, dönemin Savunma Bakanı William
Perry’nin geliştirdiği ve “Yeni Güvenlik Stratejisi”
olarak belirlenen metindi. Söz konusu strateji,
Savunma Bakan Yardımcısı Ashton Carter’la birlikte
yazıldı. Bu aykırı konsept, yazarları tarafından
“Önleyici Savunma” adıyla kuramsallaştırılarak
Clinton’un bilgisine sunuldu. Konseptin genel
çerçevesini Gilbert Achcar şöyle aktarıyor:
“Yazarlarına göre ‘önleyici savunma’, caydırıcılıktan
temelden farklıdır. Geniş bir siyasal-askeri
stratejidir ve bu yüzden siyasal, ekonomik ve askeri
bütün dış politika araçlarını kullanmayı gerektirir.”
(Evrenin Efendileri, Derleyen Tarık Ali, OM Yay, 2001)

Metinde ‘önleyici savunmayla’; ikna etmenin,
caydırmaktan ve zorlamaktan daha etkili olduğu baz
alınarak ‘yumuşak bir dış politika yöneliminin’
ABD’nin yararına olacağı düşünülmüştü.

Megalomanik hezeyanlar
ABD gibi; savaş tüccarları, petrol baronları ve
lobilerce yönlendirilen bir ülkede, bu ‘görece ılımlı
siyasetin’ bir karşılığı olmayacağı açıktı. Nitekim
söz konusu konsepte karşı Prof. Zbigniew
Brzezinski’nin ‘megalomanik hezeyanları’ baskın geldi.
ABD tarihinin önemli şahsiyetlerinden Brzezinski,
Polonya kökenli bir anti-komünist olarak Stratejik ve
Uluslararası Araştırmalar Merkezi (CSIS) danışmanı
sıfatıyla kaleme aldığı “Büyük Satranç Tahtası” adlı
‘abartılı analizlerle yüklü’ kitabında, Avrasya
üzerinde -kendi içinde tutarlılığı olan- yeni bir ABD
stratejisi tanımladı. “Amerika için en büyük
jeopolitik ödül, Avrasya’dır” diyerek (Sabah
Kitapları, 1998) Hitler’i andıran bir söylem
geliştiren Brzezinski, ABD’nin politika hedefini
‘kendince’ şöyle tanımlıyordu: “ABD’nin politika
hedefi mazeretsiz biçimde iki yönlü olmalıdır:
Amerika’nın kendi hakim pozisyonunu en azından bir
kuşak daha, ve tercih edileceği üzere daha da uzun
sürdürmek; ve sosyal değişimin kaçınılmaz şok ve
gerilimlerini emecek bir jeopolitik çerçeve
yaratırken, bir yandan da barışçıl küresel yönetimin
ortak sorumluluğunun jeopolitik çekirdeğine doğru
evrimleşmek.” (Age, Sayfa 192)
‘Benzer amaçlarla ve farklı kliklerce oluşturulan’ iki
konsepti birleştiren ortak düğüm, öncelikli olarak ABD
çıkarların her şeyin önüne geçirmek olarak tespit
edilebilecekse de; konseptlerde yer alan Çin vurgusu
göze çarpmaktaydı. İki stratejist; kısa vadede ABD’nin
gücüne erişmesi zor görünen Çin’i, ABD’nin
Avrasya’daki muhtemel rakibi ilan ederek uluslararası
denklemler içinde Çin’e ‘özel bir önem’
atfediyorlardı.

Rumsfeld-Wolfowitz Doktrini
Geçtiğimiz hafta içinde Los Angeles Times gazetesinde
yayımlanan ‘gizli askeri plan’ nedeniyle açıklama
yapmak durumunda kalan Savunma Bakanlığı sözcüsü
Victoria Clarke; “Siber savaşı esas alan yeni ABD
siyaset stratejisinin -ki komik şekilde “Bush
Doktrini” olarak etiketlendi- Savunma Bakanlığı
tarafından hazırlanarak ‘beş yıllık bir süre için’
uygulamaya konulduğunu” ilan etti (Cumhuriyet, 15
Temmuz).
Basında “Savunma Planlama Rehberi” olarak yer alan
plan çerçevesinde, ordunun başlıca harcama kalemleri;
istihbarat, siber-savaş, hava saldırıları, uzaydaki
askeri sistemler ve terör-kitle imha silahlarıyla
mücadele olarak belirtiliyor. Geçtiğimiz yıl içinde
ABM’den (Anti-Balistik Füze Anlaşması) çekilme kararı
alan ABD yönetimi, yeni konsept uyarınca 1300
kilometre menzilli hipersonik (sesten hızlı) füze
geliştirilmesini hedeflediğini de resmen ilan ediyor.
“Vurulmadan önce sen vur!” sloganıyla kısaltılan
konsept; ‘şer ekseni’ ülkeler olarak sınıflandırılan
Irak, Kuzey Kore ve İran gibi ülkelere karşı
kullanılabilecek olmasının yanı sıra “Joint Strike
Fighter” projesiyle birlikte ele alındığında, ‘çok
daha kapsamlı planların’ araçlarına dönüşebilecek
olmasıyla da önem taşımakta.
Öte yandan, yeni konseptin ‘resmen vitrine koyulduğu
gün’ yayınlanan yıllık Pekin Raporu’ndaki vurgular;
yeni stratejinin gerçekte kime yöneltilebileceğine
dair veriler de sunuyor. Pentagon’un yıllık Çin
raporunda; “Pekin yönetiminin Tayvan ile çatışmak için
hazırlık yaptığı” belirtilerek, Çin’in ‘tehlikeli
biçimde silahlandığı’ ifade ediliyor. (15 Temmuz)

Avrasya’da hesaplaşmaya doğru mu?
Irak’a olası saldırı sonrası gelişmeleri analiz etmeye
çalışan Ergin Yıldızoğlu’nun tespitleri gerçekten
ilginç. Yıldızoğlu, ABD’nin Irak’ta egemenlik
kurduktan sonra, rezervleri Suudi Arabistan düzeyine
çıkarılacak Irak petrolleri yardımıyla OPEC (Rusya’nın
da desteğini alarak. E.Y.) ve Çin’e şantaja
başlayacağını ifade ediyor. “Ve jeopolitik Irak’ta
rejim değişir değişmez, ABD hemen Suriye’ye ve ve
İran’a daha doğrudan müdahale etmenin olanaklarını
elde edecek... İran-Suriye arasında bir duvar
örebilecek ve Suriye yönetimini IMF programlarına
mecbur bırakabilecektir.” (17 Temmuz)
Şimdi ilişkisiz görünen parametreleri bir araya
getirerek bağlantıyı yeniden kuralım: Yeni ‘saldırı
konsepti’ hazırlayarak savaşı ‘siber boyuta’ taşımayı
hedefleyen ABD emperyalizmi, Kafkasya-Ortadoğu
bölgesine yoğunlaşmış görünüyor ve muhtemel bir üçüncü
cephe olarak da Asya-Pasifik bölgesine hazırlanıyor.
Bir süre sonra ‘petrolün ve su yollarının kalbi’
Irak’a müdahale edecek olan ABD, aynı zamanda
petrolünün yüzde 80’ini yaşlı kuyulardan ve Irak’tan
sağlayan ve ekonomisine enerji girdisi her geçen gün
artan Çin’in de kalbine saldırmış oluyor.

Kazanabilir mi?
Brzezinski’nin, merkezi Washington’da bulunan CSIS’nin
uzmanlarından Anthony Cordesman’a göre; “2020’lerde
dünyanın, Körfez bölgesindeki petrole bağımlılığı iki
kat artmış olacak” (The Times, 11 Temmuz). O halde
emperyalistler arası hesaplaşmaların -en azından-
merkezinin Avrasya olacağı bu noktada kesinleşmiş
oluyor.
Sonuçta, geliştirdiği gayri meşru konseptlerle ‘dünya
barışını tesis edeceği’ yalanını yayan ABD
emperyalizminin, gelinen noktada ‘teorisi düşmüş
macera planlarını’ yaşama geçirmeye çabalayacağı
anlaşılıyor. Brzezinski ve Perry stratejilerinden
farklı olarak, tartışılmaya gerek duyulmayacak kadar
zorbaca ve tutarsız bir üslupla ‘sipariş edilmiş yeni
konsept’, dünya halklarına karşı bir çabanın temel
motivasyonunu da sağlamaya hizmet edecek.
ABD kazanacak mı? Başat sorunun yanıtını, yeni
konsepti ortaya çıkarma başarısını gösteren askeri
analist William Arkin veriyor: “ABD ordusu, kimseyle
kıyaslanamayacak kadar güçlü. Ancak, 11 Eylül de
kimseyle kıyaslanamıyordu.”


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
HotJobs - Search Thousands of New Jobs
http://www.hotjobs.com

#126 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Mon Aug 19, 2002 8:09 pm
Subject: Savaşa Dair 14
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Bush'a bazı sorularım var-J.Carroll
  26-07-2002 Radikal
Savaş, kendini savunmak adına başvurulan son çare
olmaktan çıkıp, kimse bizi durduramadığı için, kendi
istediğimizi elde etmenin rutin bir yöntemi haline mi
geldi?

James Carroll
Amerikalılar olarak hükümetimizin yavaş ama emin
adımlarla Irak'la büyük bir savaşa doğru ilerlemesine
tanık oluyoruz.
Bush hükümetinden açık niyet beyanatları, Pentagon'dan
sızan savaş planları ve Senato'nun her şeyi
kabullenmesi gibi açık manevralar Amerika'nın gücü
Sovyetler Birliği tarafından dengelenip kontrol
ediliyor olsaydı ya da bu güç Washington'ın dünyanın
görüşüne saygısıyla yumuşasaydı, mümkün olmazdı. Şimdi
tek başına ayakta duran süpergücü tek kontrol
edebilecek olan politika yoluyla ortaya konulacak
kendi insanlarının istekleri, bu yüzden bu konuda
acilen düşünmeye başlamalıyız.
Saddam Hüseyin'in komşuları için bir tehlike, kendi
insanları için bir düşman ve dünya barışına bir tehdit
olduğu kabul edilebilir. Fakat geçen cumartesi bu
sayfada eski BM Irak silah müfettişi Scott Ritter,
Bush'un savaşı haklı çıkarmak için Saddam'ın kitle
imha silahlarıyla ABD'yi tehdit ettiği görüşüne
kuşkuyla yaklaştığını belirtti.
Ritter 'Bush yönetimine zor sorular sormak için'
Kongre oturumları düzenlenmesini önerdi. Benim aklıma
gelen bazı sorular şunlar: Saddam'la ölümcül düşmanlar
olarak 10 yıldan fazla yaşadıktan sonra onu şimdi
düşürmenin aciliyeti tehditin artmasından çok
terörizme karşı savaşı ateşleyen 'biz/ onlar' düşünce
yapısının bir sonucu mu? Savaşın sebebi Saddam'ın
yaptığı bir şey mi yoksa bizim hayal ettiğimiz bir şey
mi?
Bush yönetiminin savaşçılığı savaş dışındaki
alternatifleri yok mu ediyor? Örneğin Sovyetler
Birliği'ne karşı başarılı olan ve şimdiye kadar
Saddam'a karşı da uygulanan 'kontrol altında tutma ve
caydırma' politikası diğer milletlerin işbirliğini
gerektiriyor. Bush'un göğsünü yumruklayarak savaş
naraları atması, işgal henüz gerçekleşmemiş de olsa bu
işbirliğini zedelemiyor mu?
Eğer ABD'nin amacı Saddam'ın davranışlarını kontrol
altında tutmaktan açıkça ifade edilmiş bir 'rejim
değişikliği' niyetine dönüşürse Saddam'ın kaybedecek
nesi var? Ve eğer Saddam işgalci bir ABD gücünün
geleceğinden emin olursa elinde ne silah varsa onları
kullanmak ya da kaybetmek mecburiyetinde değil mi?
Washington onu tepkisini en kötü şekilde göstermeye
zorlamıyor mu?
Irak'a karşı Amerika'nın açtığı büyük bir savaşın daha
genel Batı-İslam dünyası çatışmasında nasıl bir etkisi
olacak? Körfez savaşıyla bağlantılı aşağılık hissinden
Kaide doğduysa ABD'nin Irak üzerindeki baskısının ve
uzun bir ABD işgalinin yarattığı yeni aşağılanma
hissinden neler doğacak?
Amerika'nın Irak'la ilgili bu acil projesiyle gittikçe
kötüleşen İsrail-Filistin krizine ilgisizliğinin
arasında nasıl bir bağlantı var? Bush Irak sorununu
Filistin sorunuyla uğraşmamak için bir bahane olarak
mı kullanıyor? Hüseyin'i Scud'larını yeniden
kullanmaya davet etmek nasıl İsrail'in çıkarına
oluyor? Ve Filistinliler sefalet içinde yaşamaya devam
ettikçe ABD-Arap ilişkilerinin düzelme umudu ne?
İlk vuran ülke haline gelmemiz ABD hakkında neler
söylüyor? Çok yanlılığı bir kenara bırakırken
diplomasiyi de mi bir kenara bıraktık? Savaş kendini
savunmak adına başvurulan son çare olmaktan çıkıp
kimse bizi durduramadığı için kendi istediğimizi elde
etmenin rutin bir yöntemi haline mi geldi? Bizim için
1947 Ulusal Güvenlik Anlaşması'nı tersine çevirip
'Savunma Bakanlığı'na 'Savaş Bakanlığı' demeye geri
dönmenin zamanı mı geldi? Irak'a karşı bir savaş
'medeniyetler çatışması'nı iyice alevlendirip ABD'yle
müttefiklerinin bağlarını zayıflatarak ulusumuzu
terörist saldırılara daha açık yapma riskini mi
taşıyor? Eğer Kaide'yi yakalamanın ve gelecek
saldırıları önlemenin tek yolu Bush'un savaşının
zayıflatacağı çok yanlılıksa Bush hâlâ Usame bin
Ladin'in yazdığı senaryoyu uygulamış olmuyor mu?
Savaşa daha uzun soluklu bir bakış bize ne anlatıyor?
Biz başka savaşlarla uğraşırken Saddam'ın da Bin Ladin
gibi bir Amerikan yanlısı olduğunu hatırlarsak bu
savaşın problem yaratmaktan çok problem çözmeye
yaradığı mitini kırmaya yetmez mi? Eğer bu sonuca
ulaşırsak Saddam'ın tiranlığına karşı koymanın başka
güçlü yolları doğamaz mı ve uzun vadede bunların daha
başarılı olmayacağını kim söyleyebilir?
Irak'la ABD arasındaki en önemli fark bizim ülkemizin
demokrasiyle yönetilmesi.
Bu da biz Amerikan vatandaşlarının Bush'un
davranışlarından Irak vatandaşlarının Saddam
Hüseyin'in davranışlarından sorumlu olmadıkları bir
biçimde sorumlu olduğumuz anlamına geliyor. Bush'un
Saddam'a karşı aşırı kişisel ve akıldışı kampanyasında
bütün dünyayı bir felakete sürüklediğine inanmak için
yeterli sebep var. Bu gidişatı bizden başka kimse
değiştiremez.
(23 Temmuz 2002)


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
HotJobs - Search Thousands of New Jobs
http://www.hotjobs.com

#125 From: "umuT .." <boxcarracertalk@...>
Date: Fri Aug 16, 2002 10:55 pm
Subject: (No subject)
boxcarracertalk
Offline Offline
Send Email Send Email
 



Do You Yahoo!?
HotJobs, a Yahoo! service - Search Thousands of New Jobs

#124 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Fri Aug 16, 2002 7:29 pm
Subject: Savaşa Dair 13
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Türk ordusu Güney'i işgale hazırlanıyor
  09-08-2002 Özgür Politika
Türk Genelkurmayı'nın hazırladığı gizli raporda,
Türkiye ile ABD'nin olası Irak operasyonu sırasında
Güney Kürdistan'ın 40 kilometre derinliğine kadarki
bir alanı işgal etmek istediği öğrenildi.

MHA/ ANKARA
Türkiye olası Irak operasyonu sırasında 80 bin askerle
Güney Kürdistan'ı işgal etmeyi planlıyor. Türk
Genelkurmay Başkanlığı tarafından geçtiğimiz günlerde
hazırlanarak Başbakan Bülent Ecevit'e sunulan gizli
bir rapora göre, Türkiye ABD'nin olası Irak operasyonu
sırasında Güney Kürdistan'ın 40 kilometre derinliğine
kadarki bir alanı işgal etmek istiyor. Genelkurmay
Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı, uzun süredir Irak
operasyonu konusunda çalışmalar yapıyordu.

CNN-Türk'ün haberine göre, Genelkurmay Başkanlığı, bu
çalışma sonucu hazırladığı çok seçenekli bir planı
Başbakanlığa iletti. Farklı senaryolar içeren planda,
ABD'nin Türkiye'den olası istekleri ve Türkiye'nin
operasyon sırasında alacağı pozisyon ayrıntılı şekilde
izah ediliyor. İşgal planında, operasyon sırasında
Türk birliklerinin Güney Kürdistan'ın 40 kilometre
derinliklerine kadar inip bir koridor oluşturması
öngörülüyor. Bölgede 60 bin kadar silahlı Kürt gücü
bulunduğu, Güney Kürdistan'ı "kontrol etmek için" 12
bin personeli olan özel bir birliğe de ihtiyaç
duyulduğu kaydediliyor. Sınır güvenliği ve Güney
Kürdistan'ın kontrolü için ise 80 bin askerin
görevlendirilmesi gerektiği bilgisi veriliyor.

Ecevit'e iletilen işgal planında, Güney Kürdistan'da
Türk askerleri bulunduğu da itiraf ediliyor. Buna göre
PDK ve YNK bölgeleri arasındaki tamponda beş yıldır
Türk askerleri bulunuyor. Aynı şekilde hem "bölgeyi
kontrol etmek", hem de KADEK gerillalarının
"birikimini engellemek amacıyla" Amediye gibi bazı
yerlerde Türk tankları hazır tutuluyor.

'TÜRKİYE SAVAŞA HAZIRLANIYOR'
Bu arada, ABD'de yayınlanan Washington Post
gazetesinde dün çıkan bir makalede Türk hükümetinin
ülkeyi gelecek yıl olacak bir savaşa hazırladığı
bildirildi. Jim Hoagland tarafından kaleme alınan
"Hüseyin'i Kıvrandırmak" başlıklı yazıda Ankara'dan
alınan bilgilere göre ABD Savunma Bakan Yardımcısı
Paul Wolfovitz'in son Türkiye ziyareti ardından iki
ülkenin resmi olmayan yollardan Saddam'ı devirmek
konusunda askeri işbirliği yapmakta anlaştığını
belirtti. "Türk politikacılar ekonomik krizle
boğuştukları bu günlerde bir yandan da ülkeyi kış
aylarında olacak bir savaşa hazırlıyorlar" denilen
makalede, seçimlerin kasım ayında yapılacak olmasının
ve Kürtlerin daha fazla hak tanıyan AB reformlarının
kabul edilmesinin bunun bir göstergesi olduğu
belirtildi.

Makalede, Türkiye'nin Wolfovitz'in verdiği güvenceleri
ciddiye aldığı ve tarafını belirlediği de
vurgulanıyor.

SADDAM MEYDAN OKUDU
Irak Parlamentosu'nda önceki gün yapılan oturumda
Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'e tam destek verilirken,
ABD kongresine çağrı yaparak delegasyon göndermesini
istedi. Parlamento sözcüsü Saadun Hammadi
milletvekillerine yönelik yaptığı konuşmada, "Irak'a
karşı tehditlerle kimseye gözdağı verilemez. Bu
çabalar boşa çıkacak. Halkımız birarada, güvenimiz
tam" diye konuştu.

Öte yanda, Irak lideri Saddam Hüseyin de İran-Irak
savaşının bitişinin 14'üncü yıldönümü vesilesiyle dün
televizyondan yaptığı konuşmada, ABD'ye meydan okudu
ve ülkeyi güneyden kuzeye kadar düşmana karşı
savunacaklarını ileri sürdü. Irak lideri, milyonlarca
silah namlusuyla zafere kadar savaşacakları mesajını
verdi.



__________________________________________________
Do You Yahoo!?
HotJobs - Search Thousands of New Jobs
http://www.hotjobs.com

#123 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Thu Aug 15, 2002 9:36 pm
Subject: Savaşa Dair 12
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Açlık ve silahlanma birlikte artıyor
  14-06-2002 Özgür Politika
Uluslararası Barış Enstitüsü (SIPRI), yayınladığı 2001
silahlanma raporunda yılda 722 milyar doların
silahlanmaya harcandığını ve silahlanma yarışının
gittikçe hız kazandığı belirtildi.

DIŞ HABERLER SERVİSİ
Dünyada insanlar açlık ve kıtlıktan dolayı can
verirken, silahlanma için milyarlarca dolar para
harcanıyor. Hazırlanan raporlara göre, silahlanma
yarışının sadece geçen yılki bilançosu 772 milyar
dolar.

Açlıkla mücadelenin ele alındığı Uluslararası Gıda
Zirvesi Roma'da dün sona ererken, Stockholm'deki
Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI),
2001 silahlanma raporunu yayınladı.

ABD'nin 281 milyar dolarla silahlanmaya en fazla para
harcayan ülke olduğu belirtilen raporda, Türkiye'nin
de geçen yıl 9 milyar dolarla 14. sırada yer aldığı
kaydedildi.

Rapora göre, ABD'yi 44 milyarla Rusya, 40 milyarla
Fransa, 39 milyarla Japonya ve 37 milyar dolarla
İngiltere izliyor. Soğuk savaşın sona ermesinden sonra
silahlanmaya ayrılan paranın uzunca süre azaldığı
belirtilen raporda, 2001 ve ondan önceki 2 yılda
silahlanmaya ayrılan paranın arttığına işaret edildi.
Silahlanmaya harcanan miktarın, dünyadaki gayrisafi iç
üretimin yüzde 2.6'sını oluşturduğu anlatılan rapora
göre, bu da kişi başına 137 dolar harcandığı anlamına
geliyor.

Raporda, bu rakamların aslında düşük olduğu, çünkü 11
Eylül saldırılarından sonra hükümetlerin savunma
bütçelerine yaptıkları eklerin hesaba dahil edilmediği
de belirtildi. Önümüzdeki yıllarda da askeri
harcamaların artacağı tahmininin dile getirildiği
raporda, bunda özellikle ABD'nin 11 Eylül'den sonraki
savaş ilanının etkili olacağı vurgulandı.

TÜRK ORDUSU EKONOMİK KRİZ DİNLEMEDİ
Türkiye, SIPRI'nin silaha en çok para harcayan 15 ülke
listesinde yıllardır eksik olmuyor. Ancak
Kürdistan'daki savaş durmasına ve ülkede büyük bir
ekonomik kriz yaşanmasına rağmen Türkiye'nin silahlara
eskisi gibi yüksek miktarda harcama yapması dikkat
çekiyor. Türkiye'nin silahlara aktardığı para, dünya
harcamalarının yüzde 1'ini oluşturuyor.

GIDA ZİRVESİ TEMENNİLERLE SONUÇLANDI
BM Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) tarafından İtalya'nın
başkenti Roma'da düzenlenen Dünya Gıda Zirvesi sona
erdi. Dört gün süren Dünya Gıda Zirvesi sonrasında
düzenlenen basın toplantısında, ''Egoistlik ve
şüpheciliğe karşı, fakirliğe ve açlığa karşı savaşı
birlikte kazanacağımızı göstermek için şimdi zamana
karşı yarış başlıyor'' diyen FAO Genel Direktörü
Jacques Diouf, açlık sıkıntısı çeken insan sayısının
400 milyona indirilmesinin 2015 yılından sonraya
bırakılamayacağının altını çizdi.

Soruları da yanıtlayan Diouf, açlığı önleme hedefinde
biyoteknolojinin öncelikli bir yer teşkil etmediğini
belirtti. FAO Genel Direktörü, toprağın Afrika'da
sadece yüzde 7'sinin, tüm Asya'da yüzde 36'sının,
Çin'de yüzde 50'sinin sulanma olanağının bulunduğunu
kaydetti.

Bu arada, FAO'nun Dünya Gıda Zirvesi'ne alternatif
olarak, birçok ülkeden katılımcılarla Roma'da 4 gündür
toplantılar düzenleyen sivil toplum örgütleri, FAO'nun
zirvesini ''bir hayal kırıklığı'' olarak
nitelendirdiler. Sivil toplum örgütlerinin forumu
sonrasında yayınlanan sonuç bildirgesinde, ''FAO'nun
zirvesinde onaylanan bildiri, 6 yıl önceki hataları
yineliyor. Tek çözüm gıdanın üstünlüğü olmalıdır''
denildi.


__________________________________________________
Do You Yahoo!?
HotJobs - Search Thousands of New Jobs
http://www.hotjobs.com

#122 From: koray "urbarlı" <koraydur@...>
Date: Wed Aug 14, 2002 6:05 pm
Subject: Savaşa Dair 11
koraydur
Offline Offline
Send Email Send Email
 
Türkiye silah alımında 4’üncü
  13-06-2002 Hürriyet
Türkiye son 4 yılda silah ithalatında dünya 4’üncüsü
oldu. Silah alımında ilk üç sırada ise Tayvan, Çin ve
Suudi Arabistan var.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları
Enstitüsü'nün (SIPRI) yayımladığı son rapora göre,
Türkiye 1997-2001 yılları arasında silah alımına 5
milyar dolardan fazla harcadı.

RUSYA SİLAH SATIŞINDA GEÇEN YIL ABD’Yİ GEÇTİ
Rusya, 2001 yılında 4 milyar 979 milyon dolarlık silah
satışıyla ABD'nin önünde yer aldı. 1997-2001
arasındaki 4 yılda toplam silah satışında Amerikan
silah sanayii dünya sıralamasında birinciliğini
korudu.

Raporda, 1997-2001 arasındaki silah ihracatının
Amerikan ihracatındaki gerileme nedeniyle düşüş
kaydettiği, bu dönemde ABD'nin toplam 44 milyar 821
milyon dolarlık ihracat yaptığı belirtildi.

SIPRI raporuna göre, aynı dönemde Rusya, ihracatını 6
kat artırırken, dönem bazında yapılan değerlendirmede
ABD'nin çok gerisinde kaldı.

SİLAH İHRACATÇILARININ LİSTESİ
Raporda, dünyanın ilk 10 silah ihracatçısı milyar
dolar bazında şöyle sıralanıyor:

2001 1997-2001
1- ABD 4.562 44.821
2- Rusya 4.979 17.354
3- Fransa 1.288 9.808
4- İngiltere 1.125 6.699
5- Almanya 0.675 4.821
6- Ukrayna 0.430 2.627
7- Hollanda 0.225 1.862
8- İtalya 0.358 1.671
9- Çin 0.588 1.555
10- Belarus 0.333 1.518

EN BÜYÜK ALICILAR LİSTESİ
SIPRI raporuna göre, dünyanın ilk 10 silah ithalatçısı
ülke de milyar dolar bazında şöyle sıralanıyor:

2001 1997-2001
1- Tayvan 0,375 11,397
2- Çin 3,100 7,117
3- Suudi Arabistan 0,143 6,717
4- Türkiye 0,442 5,028
5- Hindistan 1,064 4,710
6- Yunanistan 0,897 4,436
7- Güney Kore 0,401 3,931
8- Mısır 0,486 3,250
9- Japonya 0,206 3,203
10- Pakistan 0,759 2,931

TÜRKİYE SİLAHLANMADA DÜNYA 14'ÜNCÜSÜ
ABD'nin 281,4 milyar dolarla silahlanmaya en fazla
para harcayan ülke olduğu belirtilen raporda,
Türkiye'nin de geçen yıl 8,9 milyar dolarla 14. sırada
geldiği kaydedildi.

SİPRİ raporuna göre, ABD'yi 43,9 milyarla Rusya, 40
milyarla Fransa, 38,5 milyarla Japonya ve 37 milyar
dolarla İngiltere izliyor.

İlk 5 ülkenin silahlanma harcamalarına 440,8 milyar
dolar harcadığı belirtilen raporda, Türkiye'nin
silahlanma harcamalarının dünya toplamının yüzde 1
kadarı olduğu vurgulandı.

Rapora göre 15 ülke şöyle:
1- ABD 281,4
2.Rusya 43,9
3- Fransa 40
4- Japonya 38,5
5- İngiltere 37
6- Almanya 34,4
7- Çin 27
8- S. Arabistan 26,6
9- İtalya 24,7
10- Brezilya 14,1
11- Hindistan 12,9
12- G. Kore 10,2
13- İsrail 9,1
14- Türkiye 8,9
15- İspanya 8



__________________________________________________
Do You Yahoo!?
HotJobs - Search Thousands of New Jobs
http://www.hotjobs.com

Messages 122 - 1326 of 1356   Newest  |  < Newer  |  Older >  |  Oldest
Advanced
Add to My Yahoo!      XML What's This?

Copyright © 2009 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help