Degerli Arkadaslar,
Türk musikisindeki âhenklerin adlandirilmasi tartismasi belli bir sonuca
ulasti. Öncelikle, kimsenin kirmadigi - kirilmadigi bu tartismanin,
gelecekteki yazismalarimiza bir örnek olusturmasi dilegimi iletiyorum.
Âhenkler tartismasi dogal olarak iki konuyu daha gündeme getirmisti:
1. Notalama sistemimiz,
2. Solfej sistemimiz.
Bunlar belki sonuca baglanamadi ama her iki konuya deginen arkadaslarimiz
oldu. Ben de, sayin Bülent Okan'in mesajindaki su cümleyi okudugumdan beri
Türk musikisi solfeji ile ilgili bir yazi göndermeyi düsünüyordum:
"Bir kanuni müstahsen akord denilen akordda nihavendi hüseyniasiranda
çalarken niye mi sesine sol demek zorunda kalsin asil problem bunu
çözebilmekte."
Simdi sevgili Ozan Yarman'in bu konuya kisaca deginen yazisini vesile ederek
tasarimi yerine getirmeye çalisacagim. Önce bir anekdot:
Iki - üç yil önce Çiragan Musiki Derneginin bir çalismasina Ugur Keçecioglu
ve Ozan da gelmislerdi. Genç bir saz ekibi, Vasilâki'nin Kürdîlihicazkâr
Pesrevini (Kizneyi âhenginden) seslendirirken Ugur Bey ve ben elimizdeki
notalara bakarak solfej yapiyorduk. Ozan önce bizi engellemeye çalisti,
sonra o da solfeje eslik etmeye basladi. Fakat (eserin Teslim kisminin
basindan örnek vereyim) biz
Si - Re - Do - Re - Si - La - Sol - Fa - Sol - ...
diyorduk, o ise (hatirladigim kadariyla)
Do - Mi - Re - Mi - Do - Si - La - Sol - La - ...
diye okuyordu.
Notaya göre biz hakliydik, çikan seslere göre o...
Sonunda Ozan'a "O zaman var misin Çargâââh - Nevâââ - Hüseynîîî - ...
seklinde solfeje?" dedim ve ekledim: "Fakat o zaman çok uzun olur. Ça - Ne -
Hü - ... diye kisaltmak gerekir."
Çalismaya ara verildiginde, öteden beri Türk musikisinde ana makamin Rast
makami, dolayisiyle ana dizinin bu makamin dizisi olduguna inandigim için
önerimi "Raaast - Dügâââh - Segâââh - ...", yani "Ra - Dü - Se" olarak
düzelttim.
Izleyen günlerde bu konuyu NotaYaz haberlesme grubunda tartistik. Ömer
Tulgan öneriyi çok benimsedi ve bazi çalismalarinda kullandi. Ben Çagdas
Musiki Derneginde bir dönem katilimcilara bu yöntemle 'Ra-Dü-Se Solfeji'
yaptirdim. Ozan doktora tezinde, bazi degisiklikler yaparak konuyu
derinlestirdi. Ugur Bey ise öneriye tam isinamadi.
Yukarda verdigim örnek incelenince anlasilacagi üzere, konunun özü sudur:
Türk musikisinde sabit bir âhenk olmamasi basta olmak üzere birçok nedenle,
Do-Re-Mi solfeji bize uygun degildir. Kullandigimiz porte ve anahtarlari
Batidan aynen aldigimiza göre, onlarin bu konudaki kurallarina uymamiz
gerekir. Yani, bir sese sözgelimi "La" diyebilmemiz için, o sesin frekansi
440 Hz olmalidir. Bir yandan 495 Hz ses çikarip öte yandan ona "La" diye
eslik etmek yanlistir.
Bu gözle bakinca, su anda kullanmakta oldugumuz notalarla Do-Re-Mi solfeji
yapildigi takdirde hataya düsülmeyecek tek âhengin Mansur Neyi (veya
Nisfiyesi) oldugu görülür.
Gerçi dünyada Do-Re-Mi gibi hecelerin mutlak bir perdeyi anlatmadigini,
dizinin derecelerini ifade ettigini savunanlar vardir. Asagida görülecegi
üzere, 'Dü, Se ve Çar' hecelerinin 'Iki, Üç ve Dört' demek oldugu dikkate
alinirsa, önerimiz bu egilimle de oldukça uyusmaktadir.
Önerinin dayandigi ikinci gerekçe, "Do Majör gami Bati müzigi için ne ise,
Rast makami dizisi de Türk musikisi için odur" seklindedir:
1. Rast (Ra), 2. Dügâh (Dü), 3. Segâh (Se), 4. Çargâh (Ca), 5. Nevâ (Ne), 6.
Hüseynî (Hü), 7. Eviç (Ve).
Fakat, kullanimdaki milyonlarca basili nota nüshasi ve amatör - profesyonel
müzisyenlerimizin aliskanliklari gözönünde bulundurularak, Rast = Do degil,
Rast = Sol eslestirmesi benimsenmistir:
Ra = Sol, Dü = La, Se = Si, Ca = Do, Ne = Re, Hü = Mi, Ve = Fa#.
Esasen Rast, 12 âhenkten hangisinin seçildigine bagli olarak her nota ile
eslesebildigi için bunun bizce bir sakincasi da yoktur.
Birkaç noktaya daha dikkat çekmek istiyorum:
1. Üçüncü perde Bûselik degil Segâh, yedinci perde Acem degil Eviç'tir.
Segâh ve Eviç perdeleri basili notalarimizda birer ariza isareti ile
gösterildikleri halde özellikle böyle davranilmistir. Çünkü Rast makami
dizisinde Segâh ve Eviç perdeleri vardir; Bûselik ve Acem degil.
2. Türk musikisi sisteminde bir oktavda 24 (veya 17, ya da daha çok) perde
vardir. 7 adet hecenin bunlari karsilamaya yeterli olmayacagi düsünülebilir.
Gerçekte Bati müzigi için de benzer sorun geçerlidir. Onda da bir oktavda
7'den çok perde vardir. Bunun çözümü için iki yöntem kullanilmistir:
a) "Do - Di (Do Diyez) - Ra (Re Bemol) - Re - Ri (Re Diyez) - Ma (Mi Bemol)
- Mi - ..." seklinde solfej yapma... Özellikle 12 esit tamperamanin
benimsenmesinden önce denenen ve bir oktavda 17 degisik perdeyi adlandirmayi
mümkün kilan bu yöntem günümüzde pek kullanilmamaktadir.
b) Sesdes (enarmonik) olan Do Diyez - Re Bemol gibi perdeleri, yerine göre
yalnizca "Do" ya da "Re" seklinde adlandirmak.
Ra-Dü-Se solfejinde biz de kolaylik vb. unsurlari dikkate alarak (b)
sikkindaki çözümü tercih ettik. Buna göre, solfej sirasinda Bûselik'e de
Segâh'a da ... "Se" denilmesini öneriyoruz.
3. Çargâh'a "Ca", Eviç'e "Ve" denilmesine deneyimler sonunda karar verdik.
Örnek vermek gerekirse, Vasilaki'nin Kürdîlihicazkâr Pesrevinin solfeji bu
yöntemde söyle baslayacaktir:
Se - Ne - Ca - Ne - Se - Dü - Ra - Ve - Ra - ...
En önemlisi, icra hangi âhenkte olursa olsun, Do-Re-Mi solfejindekinin
tersine, ayni hecelerle solfej yapilmasinda hiçbir sakinca bulunmamasidir.
Türk musikisindeki perdelerin sabit birer frekansi olmamasi gerçegi de bunu
destekler. Yani, musikimizde kullanilan tüm ney ve nisfiyelerde bütün
delikler kapaliyken normal üfleme yapilinca çikan sese yüzyillardir "Rast"
denilmesi ne kadar dogruysa, bizce bu adlandirma da o kadar dogrudur.
Buna karsilik, simdi oldugu gibi hem 440 Hz'lik sese (Mansur âhenginde), hem
495 Hz'lik sese (Kiz âhenginde), hem 587 Hz'lik sese (Sipürde âhenginde),
hem 660 Hz'lik sese (Bolâhenkte), ... "La" demek gibi bir durum ortaya çikar
ki, bu en azindan mutlak isitme yetisinin gelismesini önler.
Çagdas Musiki Dernegindeki pilot çalismada, Dede Efendi'nin Rast Kâr-i
Nâtik'indan yararlanmistik. Ra-Dü-Se bir yana, hiç nota bilmeyenlerin de
katildigi derslerde her âhenk için ayri ayri notaya alinmis malzemeler
kullandik. Notalarin altinda 'Do', 'Re', 'Mi', ... heceleri de basiliydi.
Buna karsilik, su anda kullanilmakta olan Rast = Sol eslestirmeli bir temel
malzeme daha vardi ve bu nüshada notalarin altina 'Ra', 'Dü', 'Se', ...
heceleri basiliydi. Önce Mansur âhenginde hem Do-Re-Mi hem Ra-Dü-Se solfeji
yapiyorduk:
Sol - Sol - La - Si - Sol - ...
Ra - Ra - Dü - Se - Ra - ...
Sonra sözgelimi Kizneyi âhenginde icraya basliyorduk:
La - La - Si - Do - La - ...
Ra - Ra - Dü - Se - Ra - ...
Ayni Kizneyindeki gibi, Sipürdede ve Bolâhenkte de "Ra - Ra - Dü - Se - Ra -
..." solfeji degismiyordu, fakat Do-Re-Mi solfejlerinde sirasiyla
Do - Do - Re - Mi - Do - ...,
Re - Re - Mi - Fa - Re - ...
diyorduk. Yani temel malzememiz her âhenkte ayniydi.
Birçok açidan yararli olduguna inandigim bu Ra-Dü-Se solfejini, genis bir
kitle tarafindan da denenebilmesi için, yakinda kullanima sunacagimiz
Mus2okur programina bir özellik olarak ekledik. Program, veritabanindaki
1000 dolayinda eseri seslendirirken, Do-Re-Mi'ye ek olarak Ra-Dü-Se
solfejine iliskin heceleri 'karaoke' görünümünde hareketli olarak sergiliyor
ve eslik edilebilmesini mümkün kiliyor.
Ra-Dü-Se solfeji konusundaki olumlu - olumsuz görüslerini bizlerle
paylasacak sayin üyelere simdiden tesekkürlerimi sunarim.
M. Kemal Karaosmanoglu
> Posted by: "Ozan Yarman" ozanyarman@... ozanyarman
> Date: Thu Jun 21, 2007 1:06 am ((PDT))
>
> Deðerli Kemal Karaosmanoðlu ve Uður Keçecioðlu aðabeylerimin yönlendirmesi
> ile ve "Makam Müziðimiz'de Ahenkler" konusunda biraz gevezelik etmek
> üzere,
> aranýza dönmenin yararlý olacaðýna yakýnsamýþ bulunmaktayým. Umarým
> sarfedeceðim sözler kýrýcý veya yadýrgatýcý olarak algýlanmaz.
>
> Müziðimizin belki de en can alýcý sorunlarýndan biri, Diyapazon, yani
> Ahenk
> sorunudur. Batý'daki bugünki emsalleriyle karþýlaþtýrýldýðýnda, makamata
> dayalý icra, bir ses-seviyesi ile sýnýrlý deðildir. Halbuki, Batý'daki
> bildik diyapazonun ölçünleþmesi olgusu nisbeten yenidir. Barok çaðýnda
> "Cornett-thon" ve "Chorton/Cammerton" diye farklý diyapazonlar geçerli
> idi,
> ki bugünki A4=440 hz ile ilgileri yoktur. Piyano erbabýndan Paul
> Poletti'ye
> göre (A Brief History of Pitch in Europe, 2002), Avrupa'da diyapazon,
> zannedildiði gibi yüksele yüksele 440 hz'e varmak yerine, zamanla aþýrý
> iki
> ucun ortasýndaki 450 hz civarýna oturmuþtur.
>
> Bakýnýz Batý Müziði'nde "LA" sesi için ne tür "ahenkler" geçerli imiþ:
>
>
>
> 1. Onyedinci yüzyýl Almanyasýnda seküler müzikte ve kilise orglarýnda
> "Kornetton": 460-470 hz. Praetorius buna Kammerton demiþ olmakla birlikte,
> 18. yüzyýlda Kuzey Almanya'da "Korton" olarak anýlmaya baþlanmýþ.
>
> 2. Oda Müziðinde "Korton": 416 hz (minör tam ton aþaðýda). 18. yüzyýlda
> Kuzey Almanya'da Quantz ve Walther gibilerince "Kammerton" olarak anýlmaya
> baþlanmýþ. Güney tarafýnda ise adý ayný kalmýþ.
>
> 3. "Ton d'chambre": 404 hz (çeyrekton daha aþaðýda). 19. yüzyýlýn baþýna
> kadar bilhassa Fransýz klavsen müziðinde tutulurmuþ. Almanlara kýyasla bir
> tam adým aþaðýda.
>
> 4. "Ton d'Opera": 393 hz (çeyrekton daha aþaðýda). 1660-1750 yýllarýnda
> Paris opera evinde kullanýlýyormuþ.
>
> 5. Barok Ýspanyasý'nda üflemeliler 500 hz'e yaklaþýyor.
>
>
>
> Günümüzde ise, klavyeli çalgýlar 410 hz'den 442 hz'e akortlanabilmektedir.
>
> Þimdi, Barok Avrupasý'nýn diyapazonlarýný bizim Ahenklerle
> karþýlaþtýrdýðýmýzda, bakalým neler olacak:
>
>
>
> 1. LA=440 hz olursa ve buna neva dersek, "Bolahenk" olur.
>
> 2. LA/Neva=465 hz olursa, yarýmton (96 sent) yükseliriz ve "Davud-Bolahenk
> Mabeyn" olur.
>
> 3. LA/Neva=416 hz olursa, tam ton (193 sent) kadar aþaðý düþeriz ve
> "Bolahenk-Süpürde Mabeyn" olur.
>
> 4. LA/Neva=404 hz olursa, çeyrek ton (51 sent) daha düþeriz ve dikçe bir
> "Süpürde" olur.
>
> 5. LA/Neva=393 hz olursa, bir çeyrek ton daha (48 sent) düþeriz ve
> "Süpürde"
> olur.
>
>
>
> Bir de Klasikal denilen 19. yüzyýl döneminde 428 hz olan "uluslararasý" ve
> 20. yüzyýlýn baþýnda Amerika'da 454 hz olan "konser" diyapazonlarýný
> inceleyelim:
>
>
> 6. LA/Neva=428 hz olursa, Bolahenk'ten çeyrek ton (48 sent) aþaðýya
> düþeriz.
>
> 7. LA/Neva=454 hz olursa, Bolahenk'ten çeyrek ton (54 sent) yukarýya
> çýkarýz.
>
>
>
> Ýlginç deðil mi?
>
>
> Devam edecek olursak... Kemal aðabeyin önerdiði "aralýk adlarýna dayalý"
> terminolojiye tamamen katýlýyorum. Timuçin bey'in vurguladýðý gibi,
> geleneksel adlarý tutmakta da hiçbir sakýnca görmüyorum.
>
> Sayýn Barkçin'in perdeleri baðýl frekans kümeleri olarak düþünmesini
> sonuna
> kadar destekliyorum. Ancak, çoksesliliði mümkün ve ehven hale getiren 12-
> ton
> temperemanlarýna yönelik küçümseyici tavrýna katýlmýyorum. Bunlar bizim
> için
> birer zenginliktir. Antr-parantez olarak, üzerinde durduðu nota nisbetleri
> mevzuunda kendisine tamamiyle katýlýyorum. Portede direksiz ve içi boþ
> olarak yazýlan notaya "birlik", direkli içi boþ notaya "yarým", içi dolu
> direkli notaya "çeyrek", içi dolu direkli ve kuyruklu notaya "sekizde bir"
> denmesi gereklidir. Zaten Batý Müziði'nde de böyle kullanýlýr:
> http://en.wikipedia.org/wiki/Note_value
>
> Sayýn Tevfik Bildik'in yazdýklarý arasýnda "Eger biz de 440'a la dersek
> eserlerimizin cogunun notasi okunmaz hale gelir" lafzýna katýlmam mümkün
> deðil. Tek yapmalarý gereken, mevcut notalarýn sol anahtarlarýnýn altýna
> gerekirse "8va" iþareti koymaktan ve zaten hep yaptýklarý gibi Mansur
> Ahenkten okumaktan ibarettir.
>
> Sayýn M. Emin Kakan'ýn ve Ahmetova'nýn çaðrýlarýna cevaben, Müziðimizde
> ahenkler konusunda nasýl bir yol izlenmesi gerektiðine dair düþüncelerimi
> paylaþmak isterim.
>
> Bir kere, 19. yüzyýlýn baþlarýndan itibaren Türkiye'de porte ile müzik
> yazýlmaya baþlanmýþtýr. 20. yüzyýlýn baþlarýnda, porte yazýsý iyice
> yaygýnlaþmýþ, Rauf Yekta, beþyüzyýl aradan sonra ilk kez musýkinin
> matematiksel kaidelerini çalýþýrken, bu nota sistemine meyletmiþ ve
> standart
> olarak Mansur Ahengi (normal diyerek) seçmiþtir. Sonra, malum olduðu
> üzere,
> Arel-Ezgi-Uzdilek ile birlikte, RE notasýna karþýlýk olan neva perdesi 587
> hz'den 440 hz'e çekilmiþ, yazýlý nota (nota adlarý deðiþmediði halde) tam
> dörtlü aþaðýdan, yani Bolahenk'ten söylenmeye baþlanmýþtýr. Rauf Yekta bu
> durumu görse, eminim ki çok hiddetlenirdi, zira yapmak istediði, o dönem
> Avrupasýndaki LA=432 hz standardýna notamýzý uydurabilmekti. Her nasýl
> oldu
> ise, Mansur'dan Bolahenge düþülmüþtür ve bugünki hengame yaþanmaktadýr.
>
> Þimdi iþleri nasýl düzeltiriz... Herþeyden önce ses-sistemi ile
> baþlayalým.
> Ýnanýyorum ki pek çoðumuz Makam Müziðimiz'in ifadesine 24 perdeli gayr-i
> müsavi taksimattan muzdaribiz. Sistemdeki sesler bazý makamlarý ifade
> etmeye
> hiç yetmediðinden, oktavý 53 eþit parçaya taksim edip bir perdeyi kaç
> komma
> tiz yahut pest çalacaðýmýzý anlamaya çalýþýyoruz. Evet, 53 eþit taksimat
> son
> derece güzel bir temperamandýr ve 24-perdeli gayri müsavi taksimatý
> maksimum
> 1 sent hata ile temsil edebilmektedir. Ne var ki, bu temperaman günümüzde
> hiçbir sazýmýza tamý tamýna uygulanmamaktadýr. Kanunlarý ele alalým...
> Batý'dan getirtilen akort aletlerine göre yarýmton mandallarý 100 sente
> çakýlýr ve aralarý pratikçe 6 eþite bölünür. Sonuç: 72-ton eþit taksimat.
> Bazýlarýmýzýn hiç hoþuna gitmeyecek olan 12 eþit ses bunun içindedir ve 53
> ile alakasý yoktur. Ya tanburlar? Geliþigüzel birtakým destanlar
> baðlanýyor
> ve neye göre olduðu hala anlaþýlamýyor. Notada yazan birþey, çalýnan
> tamamen
> baþka birþey. Bu sorunlarýn çözümü için önerilerim:
>
> http://www.ozanyarman.com/misc/Doctorate%20Thesis.pdf
> adresinde, bitmemiþ doktora tezimin 111'inci sayfasýndan baþlayarak,
> önerdiðim 79-sesli kanunu ve sistemi görmeniz mümkündür. Erol Deran,
> Nevzat
> Sümer ve Halil Karaduman gibi kanunilerin beðenisine mazhar olan, þimdi
> Halil üstadýn yanýnda bulunan bu kanun ve bunun dayandýðý 79 sesli sistem,
> Makam Müziði'mizi her ahenkte eksiksiz ifade edebilecek þekilde tarafýmdan
> tasarlanmýþtýr.
>
> Gelelim nota yazýmýna. Sayfa 131'den itibaren tanini aralýðýný hangi
> iþaretlerle temsil ettiðimi göreceksiniz. Ahenkler üzerine sayfa 173-6'ya
> bilhassa bakmanýzý dilerim. Buna göre:
>
> 1. Makam Müziði'nin neyden elde edilen "tam perdeleri" arýzasýz notalarla
> gösterilir ve Rast dizisi ana dizi olup, do majör þeklinde yazýlýr (baþka
> türlü temperedir ve 3. derecesi segah, 7. derecesi evc'dir).
>
> 2. Bu perdelerin ve Rast dizisinin piyanodaki standart diyapazon
> sesleriyle
> örtüþtüðü ahenk "Süpürde"dir. A4=440 hz, tüm delikleri açýk üflenen ney'de
> "aþiran" perdesini verir.
>
> 3. Makam Müziði perdeleri "ra-dü-se-ça-nev-hü-ve-ra" þeklinde bir solfejle
> (Kemal aðabeye bilhassa teþekkür), 79-sesli sistemin herhangi bir tonundan
> baþlanabilir.
>
> 4. Boyu deðiþtiði halde tuþ-sistemi deðiþmeyen neyler için bir tek
> partisyon
> yetiyor iken, diðer tüm çalgýlar için ahenge göre nota yazýmý disiplini
> yerleþmelidir.
>
> Esenlikle,
> Ozan Yarman